Leviathan Nedir?

Tüm Leviathan hikayeleri için tıklayın.

Leviathan ismi ilk kez yazdığımız bir hikayede kötü bir imparatorluk olarak geçmişti. O zamanlar Gri Ejder Krallığı'ndan yayılan bir kötülükle mücadele ediyorduk, daha sonraları Gri Ejder Krallığı'nı da bünyesine katmış ve daha da kudretlenmişti Leviathan.

Daha sonra online bir oyunda "ülkenizin adı?" sorusuna yanıt olarak bu ismi seçmiştim. Bu oyunla beraber beynimdeki Leviathan ülkesinin ilk temelleri o zaman atılmıştı. Online oyunu oynadığım sıralarda aklımda ülkemin geçmişini oluştururken Leviathan ismini araştırmış ve şans eseri aklımdaki ülke için mükemmel bir isim seçtiğimi fark etmiştim. Thomas Hobbes'un "Kudretli Devlet" kavramını Leviathan ile özleştirmesi ve Leviathan'ın incilde geçen 7 günahtan kıskançlığı simgeleyen su ejderi olmasıyla ülke tam istediğim bir isme sahip olmuştu.

Blog olayına Mael sayesinde bulaşmıştım. Blogu açtıktan sonra sitenin sorduğu "Blogun adı ne olsun?" sorusu için yanıtım hazırdı. Günlüğüm kendi iç dünyamı anlatacaksa, burası benim ülkem olmalıydı.

Thomas Hobbes, “... (Toplumda yaşayan) insanlar birbirlerine ‘ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana veriyorum’ demelidirler. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu devlet olarak adlandırılır. Bu büyük LEVIATHAN‘ın doğması demektir.” şeklinde açıklamıştı Leviathan'ı. Böylece bütün güç ve kudretin tek bir kraliçede olduğu ve onun emri altında yönetildiği imparatorluk doğmuş oldu.

Neden Leviathan denmişti peki bu ülkeye? Çünkü ülkenin doğu topraklarını sulayan okyanus ve batı topraklarını sulayan derin ırmaklar yüzünden toprak gün geçtikçe bir su ejderhasının kıvrımlı boynunun hatlarını almış. Peki fazla su ile beslenen bu topraklarda halk ne ile uğraşır?

Tarım değil ne yazık ki. Okyanus ve ırmakların parçalayarak beslediği topraklar çok verimli olmuş elbet. Aslında fazla verimli. 20 insan boyunda ağaçlar fışkırmış topraktan, öyle yükselmişler ki gür ormanlar yüzünden güneş ışığı toprağa ulaşamaz olmuş. Ormanlar sık sık yağmuru da çekmiş ülkeye, bir yandan gökyüzü de ıslatmış ülkenin topraklarını. Böylece ağaçlar daha da irileşmiş. Ormanlar bu kadar bol iken sürülecek ve tarım yapılacak toprak bulamamış ülke halkı.

Sonra tarla sürmelerine engel olacak kadar topraklarını bereketleştirmiş olanın gücünü keşfetmiş halk. Su! Deniz ticareti yapılmaya başlamış ve su gerçekten nimetini esirgememiş halktan. Ancak halkın en çok söylediği 3 söz bu aralar doğmaya başlamış. Tuhaftır ki suyun kendisine oynadığı oyunları sonraki nesillere aktarmak isteyen halkın bu üç cümle ile aynı anda kraliçeyi de tarif etmesi şaşırtıcıdır.

Kraliçe ruhunu ülkeye bağlamıştır. Doğumu ülkeyle beraber olmuştur, ölümü de ülkeyle beraber olacaktır. Usta bir büyücü (ülke düşmanları "cadı" diye tabir etmeyi seçer) olduğu için ülke halkından daha uzun bir ömre sahip olmanın yolunu bulmuştur büyü yardımı ile. Su onu tazeler, iyileştirir. Ülkenin suları onun ruh halini yansıtır. Belki de kendisine halkından daha uzun ömür sağlayan büyü değil, büyü yardımıyla kendisine bağladığı sudur, kimbilir? Su ile bu kadar iç içe iken, halkın ülkenin özeti gibi söylediği bu üç cümlenin kraliçeyi de tanımlamaması beklenemezdi zaten.

Ülkede en çok söylenen üç cümleden biri, "Su saftır" cümlesidir. Ülkenin okyanuslarının berrak sularını simgeler bu söz. Bu sular içlerinde olanı saklamaz genellikle, temiz ve kirletilmemiştir. Aynı zamanda kraliçenin çocuksuluğunu, insanlara çabuk güvenen yapısını işaret eder. Hatta duygularının katıksızlığını da; zira neşesi de uçlardadır, öfkesi de... Kraliçenin sessizliği ile durulur sular, hırçın zamanlarında ise okyanus fırtınalarla çalkalanır.

İkincisi "Suya güvenilmez" cümlesidir. Ticaret gemilerinin denizde çıkan girdaplarla yutulduğu, ülkenin kendi surlarını yıkıp geçen devasa tsunamilerin oluştuğu hatta ülke sularının şifa yerine ölüm ve korku dağıtan zehre dönüştüğü zamanlarda dehşetle fısıldamıştır halk bu sözü. Kraliçe aniden değişebilir, aklındaki fırtına okyanusa yansıyabilir. Bu yüzden kraliçe kendisinden beklentisi olanlara kızar. Söz vermez halkına, yıkıldığı vakitleri güçlü biri gibi atlatamayıp ülkesine zarar verebilir ve bunu kendi özgürlüğü olarak tanımlar. Olan halkına olur.

Sonuncusu ise "Su derindir" cümlesidir. Suyun berraklığına aldanıp ışık kırılmaları sebebiyle yeterince derini görebildiğini sananların boğulduğu ya da ülkedeki her su birikintisini dahi tanıdığını iddia edenlerin ummadıkları bir köpekbalığı saldırısıyla (suya güvenilmez) akıllarının başlarına geldiği zamanlarda söylenmiştir bu söz. Kraliçeyi de tam manasıyla açıklar. Zira kraliçe bile kendisini tanımazken, onu tanıdığını iddia edenlerin yanılmasından doğal ne olabilir ki? Zira yine kendi iradesi ile ayakta tuttuğu, kendisi izin vermedikçe asla yıkılmayacak ve ülkeye zarar verme olasılığı olan düşmanların hiçbirini içeri salmayacak güçteki surların yine kraliçenin oluşturduğu dev dalgalarla yıkıldığına şahit olmuştur bu ülkenin halkı. Ama neyi ne için yaptığını kraliçeden başkası bilemez.

Kraliçe'nin ülkeye ait olan ruhu, ülke ile aynı ismi taşıyan ve doğu okyanusunda yaşayan kraliçenin evcil hayvanı su ejderinden yansır. Kraliçe güçlü iken su ejderi uzun ve devasa bedenini suyun üstüne çıkararak kükrer, kraliçe hüzünlü iken zayıflar ve korkaklaşır bu canavar.

Not: Leviathan (diğer adıyla Rahab) Tevrat ve İncil'de şeytanın yedi günahından Kıskançlık/Envy'i simgeleyen su canavarı olarak geçer. Cehennemin amiralidir. Su elementini yönetir. Rüyalara ve hayalgücüne bir köprü olduğu söylenir.

Not 2: Su, elementler arasında hayatı simgeleyendir. Su aynı zamanda burçlar arasında duygularıyla hareket eden yengeç, akrep ve balığın da elementidir.

Not 3: Final Fantasy 8'deki Leviathan Guardian Force'unun saldırı olarak Çağlayan oluşturduğunu biliyor muydunuz?

Son olarak:

Leviathan'ın suları daima hayat doludur. İster su birikintileri kadar durgun, ister fırtınalı okyanuslar denli hırçın olsun.