Çağlayan gideli ve Zifir onun yerine geçeli birkaç ay oluyor. Benim kafamda Zifir ne kadar belirginse, bu blogu okuyan insanların aklında da o kadar bulanık. Zifir kim, neyi simgeliyor, neden Çağlayan gitti... bunları açıklamak lazım.
Çağlayan ve Tılsım ikiz kız kardeşler olarak doğdular, 2003 yılında. Bazen birinin diğerinden büyük olduğunu düşünmüşümdür, bazen de ikisini bir elmanın iki yarısı olarak hayal ederim. Üvey kız kardeşler diye de hayal ettim onları, hatta ikiz değil de "birbirinden farklı ebeveynleri olan" iki kardeş bile olabilirlerdi. Kısaca, onlar aklımdaki ying ve yang idi. Biri bunalımlı geçirdiğim 2003 yılını "Hayatı yaşa! Sev!" felsefesiyle şekillendirmeye çalıştı, öteki de "Arzula, elde et, güçlü ol" felsefesiyle. Biri aşkı, diğeri gücü simgeliyordu; biri kalbi, diğeri aklı; biri duyguları ve hisleri, diğeri de mantığı. Klişe, evet, sonuna kadar klişe. Sıradan "Beyin ile yüreğin çatışması" kalıbı belki. Ama bu, benim yazmayı çok sevdiğim bir hikaye ve yazmaya devam edeceğim, okuyan kimse olmasa bile.
Tılsım "İyi bir kariyer yapabilme" amacıyla doğmuşken, Çağlayan'ın amacı "Birine karşılıksız güvenebilmek ve sevebilmek" idi. Birine kapılarınızı sonuna kadar açarsanız, onlar ülkenizin içinde diledikleri gibi gezinirken bazı hassas biblolarınızın kırılmasını, bazı evlerinizin zarar görmesini de göz önüne alıyorsunuz. Kalp kırılması da çok acıtan bir şey ve Tılsım gibi güç budalası biri için de kalp kırılması = acizlik iken, Çağlayan ile aralarının bu kadar kötü olmasını beklememek saçma olurdu.
Ama Çağlayan haklı çıktı değil mi? Evliliğimin üzerinden 1 sene geçti ve geçmişe baktığımda, hayatımın en mutlu günlerini bu sene yaşadığımı görebiliyorum. Çağlayan'ın gittiği yerden bana "Doğru kişiye güvenmekte haksız değilmişim, değil mi?" diyerek böbürlendiğini hayal edebiliyorum. Tılsım'ın, Çağlayan giderken ağıt yakması ve aslında içten içe ona saygı duyduğunu fark etmesi de bu yüzden.
Ama şimdi yeni bir karakter var: Zifir. Onu henüz tanımıyoruz ama hakkında en iyi bildiğim bir kaç şeyi sıralayayım. O bir öğretmen. Konuşmayı, anlatmayı, öğretmeyi çok seviyor. Bazı takıntıları var. Bir öğretmenden beklenmeyecek kadar sabırsız. Biraz ukalalık yapabiliyor. İkna yeteneği çok kuvvetli. Tılsım'la baş edebilecek kadar kurnaz, bazen ona yenilmiş gibi görünebiliyor. Bazı sürprizleri de mevcut.
Onu daha iyi tanımam ve tanımanız için, bu aralar yeni bir hikaye serisine başlayacağım. "Zifir'in Zihni" serisiyle onu daha da sevebileceğimizi düşünüyorum.
Takip ettiğiniz ve desteğiniz için teşekkürler. Beklemede kalın.
Çağlayan ve Tılsım ikiz kız kardeşler olarak doğdular, 2003 yılında. Bazen birinin diğerinden büyük olduğunu düşünmüşümdür, bazen de ikisini bir elmanın iki yarısı olarak hayal ederim. Üvey kız kardeşler diye de hayal ettim onları, hatta ikiz değil de "birbirinden farklı ebeveynleri olan" iki kardeş bile olabilirlerdi. Kısaca, onlar aklımdaki ying ve yang idi. Biri bunalımlı geçirdiğim 2003 yılını "Hayatı yaşa! Sev!" felsefesiyle şekillendirmeye çalıştı, öteki de "Arzula, elde et, güçlü ol" felsefesiyle. Biri aşkı, diğeri gücü simgeliyordu; biri kalbi, diğeri aklı; biri duyguları ve hisleri, diğeri de mantığı. Klişe, evet, sonuna kadar klişe. Sıradan "Beyin ile yüreğin çatışması" kalıbı belki. Ama bu, benim yazmayı çok sevdiğim bir hikaye ve yazmaya devam edeceğim, okuyan kimse olmasa bile.
Tılsım "İyi bir kariyer yapabilme" amacıyla doğmuşken, Çağlayan'ın amacı "Birine karşılıksız güvenebilmek ve sevebilmek" idi. Birine kapılarınızı sonuna kadar açarsanız, onlar ülkenizin içinde diledikleri gibi gezinirken bazı hassas biblolarınızın kırılmasını, bazı evlerinizin zarar görmesini de göz önüne alıyorsunuz. Kalp kırılması da çok acıtan bir şey ve Tılsım gibi güç budalası biri için de kalp kırılması = acizlik iken, Çağlayan ile aralarının bu kadar kötü olmasını beklememek saçma olurdu.
Ama Çağlayan haklı çıktı değil mi? Evliliğimin üzerinden 1 sene geçti ve geçmişe baktığımda, hayatımın en mutlu günlerini bu sene yaşadığımı görebiliyorum. Çağlayan'ın gittiği yerden bana "Doğru kişiye güvenmekte haksız değilmişim, değil mi?" diyerek böbürlendiğini hayal edebiliyorum. Tılsım'ın, Çağlayan giderken ağıt yakması ve aslında içten içe ona saygı duyduğunu fark etmesi de bu yüzden.
Ama şimdi yeni bir karakter var: Zifir. Onu henüz tanımıyoruz ama hakkında en iyi bildiğim bir kaç şeyi sıralayayım. O bir öğretmen. Konuşmayı, anlatmayı, öğretmeyi çok seviyor. Bazı takıntıları var. Bir öğretmenden beklenmeyecek kadar sabırsız. Biraz ukalalık yapabiliyor. İkna yeteneği çok kuvvetli. Tılsım'la baş edebilecek kadar kurnaz, bazen ona yenilmiş gibi görünebiliyor. Bazı sürprizleri de mevcut.
Onu daha iyi tanımam ve tanımanız için, bu aralar yeni bir hikaye serisine başlayacağım. "Zifir'in Zihni" serisiyle onu daha da sevebileceğimizi düşünüyorum.
Takip ettiğiniz ve desteğiniz için teşekkürler. Beklemede kalın.
3 kişi derin sulara dalmış:
Leviathan'da önümüzdeki sezon.. Kış mı geliyor? Yaz mı başlayacak? Yoksa ilk bahar şöyle bi arkadaşa bakıp çıkacak mı? O değil de annemle nasıl tanıştığınızı bir türlü öğrenemedik.
Oleys, yeni Zifir hikayeleri!
Sonunda beklenen an geldi.
Yorum Gönder