Köylüleri geri getirme görevi sonrası, Tılsım taht odasından çıktı ve kendisine sadece saray koridorlarında yankılanan yüksek ökçeli çizmesinin sesi eşlik ederken çalışma odasına yöneldi. Kendi yürüyüş sesine bir çift topuklu ayakkabı sesi daha eklendiğinde, Tılsım durdu ve eli katanasının kabzasında, omzunun üzerinden geriye baktı. Azize Zifir, koridorun başında, Tılsım'ı takip ediyordu.
"Senden pek beklemezdim," diye konuştu Zifir, melodik bir sesle. "Şu kafasız köylü esprisi... Sende az da olsa mizah varmış, şaşırtıcı."
Tılsım başını öne eğdi, sırtı hala Zifir'e dönük, bekledi Azize'nin biraz daha yaklaşmasını. Beklediği an geldiğinde, aniden yakaladı beyaz saçlının boynundan ve hızla onu saray koridorunun taş duvarına çarptı, daha Zifir ne olduğunu anlamadan.
Tılsım "Ne istiyorsun?" diye sordu buz gibi bir sesle, Zifir'in boynunu biraz daha sıkarak. Zifir "Biraz daha çalışmalısın bence," dedi kesik kesik. Nefes alması zorlaşsa da devam etti sözüne. "Esprilerin Asporia topraklarından bile soğuk. Ama başlangıç için fena sayılmaz."
Tılsım'ın gözleri kısıldı, Zifir'in o beyaz ve narin gırtlağını sıkıp havaya kaldırırken "Sence hala komik miyim?" diye sordu tıslayarak. "Sence tüm bunlar bir şaka mı, küçük böcek?"
Zifir kıvrandı, kısacık bir nefes almak için Tılsım'ın pençelerini boğazından çekmeye çalıştı çaresizce. Sonra gözlerini kapattı Zifir, yeniden açtığında gözbebekleri eflatun bir alevle yanıyordu. Tılsım'a baktı, doğrudan onun kan kırmızı gözbebeklerine dikti gözlerini.
"Devam et," dedi, hiç nefes sorunu yaşamıyor gibi düzgün bir şekilde. "Haydi, öldürsene beni Tılsım. Bitir işimi."
Tılsım'ın tereddütünü görünce devam etti Zifir. "Senin gibi mantıklı birinin, sonrasını düşünmeden hareket etmesi ne ironik. Başka bir olasılık daha var, blöf yapıyorsun. Çünkü beni öldürürsen Leviathan'da dengelerin senin lehinde bozulacağını ve su tanrılarının bunu düzeltmek için seninle eşdeğer güçte birini daha Leviathan'a göndereceklerini biliyorsun. Belki de bu seferkinin adı Şelale olur, kimin umrunda?"
Tılsım "Ölümü arzulayacağın yöntemlerim var," dedi soğukkanlılığından zerre kaybetmeden. "Sadede gelelim. Ne istiyorsun?"
"Barış," dedi Zifir, gözlerindeki eflatun yangın sönüp gözbebekleri tekrar eski haline dönerken. "Ben de senin gibi su tanrıları tarafından, ülkeyi daha da ilerilere taşımak için gönderildim. Beni Çağlayan'ın katili ya da ülkeyi ele geçirmek isteyen bir iç mihrak olarak görmezsen, bence güzelce anlaşırız."
"İkna konusunda başarılısın, yılan dilli" diye söylendi Tılsım. Ancak Zifir'in boğazını sımsıkı kavrayan eli gevşedi ve beyaz saçlıyı yere indirdi. "Yine de yanlış bir hareket yapmamaya dikkat etsen iyi olur."
Koridorun sonuna ilerleyen Tılsım'ı izlerken boynunu ovuşturan Zifir, "Ne inatçı bu be?" dedi yüzünü buruşturarak. Sonra kendi kendine "Şu gözden ışık saçma numarası da epey etkiliymiş hani." diye mırıldanarak, keyifli ıslıklar eşliğinde odasına doğru yola koyuldu.
"Senden pek beklemezdim," diye konuştu Zifir, melodik bir sesle. "Şu kafasız köylü esprisi... Sende az da olsa mizah varmış, şaşırtıcı."
Tılsım başını öne eğdi, sırtı hala Zifir'e dönük, bekledi Azize'nin biraz daha yaklaşmasını. Beklediği an geldiğinde, aniden yakaladı beyaz saçlının boynundan ve hızla onu saray koridorunun taş duvarına çarptı, daha Zifir ne olduğunu anlamadan.
Tılsım "Ne istiyorsun?" diye sordu buz gibi bir sesle, Zifir'in boynunu biraz daha sıkarak. Zifir "Biraz daha çalışmalısın bence," dedi kesik kesik. Nefes alması zorlaşsa da devam etti sözüne. "Esprilerin Asporia topraklarından bile soğuk. Ama başlangıç için fena sayılmaz."
Tılsım'ın gözleri kısıldı, Zifir'in o beyaz ve narin gırtlağını sıkıp havaya kaldırırken "Sence hala komik miyim?" diye sordu tıslayarak. "Sence tüm bunlar bir şaka mı, küçük böcek?"
Zifir kıvrandı, kısacık bir nefes almak için Tılsım'ın pençelerini boğazından çekmeye çalıştı çaresizce. Sonra gözlerini kapattı Zifir, yeniden açtığında gözbebekleri eflatun bir alevle yanıyordu. Tılsım'a baktı, doğrudan onun kan kırmızı gözbebeklerine dikti gözlerini.
"Devam et," dedi, hiç nefes sorunu yaşamıyor gibi düzgün bir şekilde. "Haydi, öldürsene beni Tılsım. Bitir işimi."
Tılsım'ın tereddütünü görünce devam etti Zifir. "Senin gibi mantıklı birinin, sonrasını düşünmeden hareket etmesi ne ironik. Başka bir olasılık daha var, blöf yapıyorsun. Çünkü beni öldürürsen Leviathan'da dengelerin senin lehinde bozulacağını ve su tanrılarının bunu düzeltmek için seninle eşdeğer güçte birini daha Leviathan'a göndereceklerini biliyorsun. Belki de bu seferkinin adı Şelale olur, kimin umrunda?"
Tılsım "Ölümü arzulayacağın yöntemlerim var," dedi soğukkanlılığından zerre kaybetmeden. "Sadede gelelim. Ne istiyorsun?"
"Barış," dedi Zifir, gözlerindeki eflatun yangın sönüp gözbebekleri tekrar eski haline dönerken. "Ben de senin gibi su tanrıları tarafından, ülkeyi daha da ilerilere taşımak için gönderildim. Beni Çağlayan'ın katili ya da ülkeyi ele geçirmek isteyen bir iç mihrak olarak görmezsen, bence güzelce anlaşırız."
"İkna konusunda başarılısın, yılan dilli" diye söylendi Tılsım. Ancak Zifir'in boğazını sımsıkı kavrayan eli gevşedi ve beyaz saçlıyı yere indirdi. "Yine de yanlış bir hareket yapmamaya dikkat etsen iyi olur."
Koridorun sonuna ilerleyen Tılsım'ı izlerken boynunu ovuşturan Zifir, "Ne inatçı bu be?" dedi yüzünü buruşturarak. Sonra kendi kendine "Şu gözden ışık saçma numarası da epey etkiliymiş hani." diye mırıldanarak, keyifli ıslıklar eşliğinde odasına doğru yola koyuldu.
1 kişi derin sulara dalmış:
"Şu gözden ışık saçma numarası da epey etkiliymiş hani."
Yeminle sandalyeden düştüm XD
Yorum Gönder