"Büyükbaba!"
Büyükbaba zorla açtı gözlerini. Gözkapakları sanki kalelerin demir kapıları gibiydi. Uyumaya devam etmek istiyordu, ancak bıcırık torunları yaşlının etrafını sarmışlardı ve ufaklıklar olanca güçleriyle bağırıyorlardı.
"Büyükbaba! Hadi bize hikaye anlat! Lütfen!"
Yaşlı esnedi ve doğruldu. Ağzını şapırdatarak "Pekala, sizi haylazlar!" dedi keyifle. Bu ufaklıkları eğlendirmek için tatlı öğle uykusunu feda edecekti yine. "Size koca bir orduyu tek başıma alt ettiğim savaşı anlatayım mı?"
"Hayır büyükbaba!" dedi en büyük torun mızıldanarak. "O hikayeyi belki bin defa dinlemişizdir. Yeni bir şey anlat."
Bu huysuz isyan büyükbabanın pek hoşuna gitmedi ancak en sevdiği büyük torununu kırmak da istemedi yaşlı. Gerindi ve "Peki, size bu toprakların yaradılış efsanesini anlatmış mıydım?" diye sordu çenesini kaşıyarak.
Torunlar birbirine şaşkın ifadelerle bakınca, büyükbaba "Öyleyse toplanın yamacıma" dedi, onları bunca yıldan sonra hala şaşırtabilmenin hazzıyla.
"Vay canına!" dedi torunlardan biri hayretle. "Demek insanlar bu yüzden bu kadar sinir bozucu?"
"Ve belki de bu yüzden bu kadar lezzetliler," dedi büyükbaba, esneyip kanatlarını gererken. Yaşlı ejderha, sırtına vuran öğle güneşini kemiklerinde hissederken, minik ejderha yavruları sessizce uzaklaşıp başbaşa bıraktılar onu uykusuyla.
Büyükbaba zorla açtı gözlerini. Gözkapakları sanki kalelerin demir kapıları gibiydi. Uyumaya devam etmek istiyordu, ancak bıcırık torunları yaşlının etrafını sarmışlardı ve ufaklıklar olanca güçleriyle bağırıyorlardı.
"Büyükbaba! Hadi bize hikaye anlat! Lütfen!"
Yaşlı esnedi ve doğruldu. Ağzını şapırdatarak "Pekala, sizi haylazlar!" dedi keyifle. Bu ufaklıkları eğlendirmek için tatlı öğle uykusunu feda edecekti yine. "Size koca bir orduyu tek başıma alt ettiğim savaşı anlatayım mı?"
"Hayır büyükbaba!" dedi en büyük torun mızıldanarak. "O hikayeyi belki bin defa dinlemişizdir. Yeni bir şey anlat."
Bu huysuz isyan büyükbabanın pek hoşuna gitmedi ancak en sevdiği büyük torununu kırmak da istemedi yaşlı. Gerindi ve "Peki, size bu toprakların yaradılış efsanesini anlatmış mıydım?" diye sordu çenesini kaşıyarak.
Torunlar birbirine şaşkın ifadelerle bakınca, büyükbaba "Öyleyse toplanın yamacıma" dedi, onları bunca yıldan sonra hala şaşırtabilmenin hazzıyla.
"Tanrılar bu toprakları yaratırken, her biri ayrı bir bölümü yapmak üzere sözleşti ve yarattıklarına kendilerinden bir parça katmaya karar verdiler. Bu sayede tanrısal ruh parçalarıyla donatılan gezegeni hiç bir tanrı tek başına ele geçiremeyecek veya yok edemeyecekti.
İşte böylece başladı yaradılış. Her tanrı kendi sorumluluğunda olan yapıtına kendi ruhundan üfledi. İşte bu yüzden her yapboz parçası kendi yaratıcısından izler taşıyordu.
Denizleri yaratan Leviathan, kendisi gibi hırçın ve tahmin edilemez yarattı suları. Su, elementlerin en hayat dolu olanı, nimetlerini sınırsızca sunarken, hiçbir neden olmadan aniden yıkım ve ölüm getirebiliyordu doğaya. Leviathan kıskançtı, bazen mahrum bırakırdı bereketinden ve koca toprakları çatır çatır çatlatırdı kuraklıkla; bazen de öfkesini kusar ve yıkar geçerdi her yeri dev dalgalarıyla.
Dağları yaratan Krom, kendisi gibi sert ve yenilmez yarattı kayaları. Kendi kibri gibiydi dağlar, burnu havada ve yüksekte. Dağların içlerini de sadece kendi kadar sabırlı, güçlü ve inatçı olanları ödüllendirecek kıymetli taşlar ve altın damarları ile doldurdu. Onun sunacağı zenginliklere ulaşmayı hedefleyenler, Krom'un yarattığı kayalar kadar dayanıklı olmalıydı.
Ormanları yaratan Mielikki, kendi güzelliğiyle giydirdi ağaçları. Onun merhameti ve bereketi ağaçların dallarını donattı. İlkbaharda neşelenip bir gelin gibi süsledi ormanı ve kışın sert soğuklarında ölen her orman canlısı için ağaçlar soyunup yas tuttular tanrıçaları adına.
Daha bir çok tanrı nefesinden üfledi gezegenin dört bir yanına. Saymaya ömrüm yetmez; kelebekleri koruyanından rüzgarların efendisine, gece yaratıklarının sahibinden ölülerin bekçisine... Ama her tanrı ve tanrıça, bu topraklardan yararlanacak son varlığa kendisi can vermek istiyordu: İnsanoğlu'na. Bilgelik tanrısı Sonis, gezegene katkıda bulunan tüm yüce varlıklara seslendi ve insanoğlunu hep birlikte yaratmayı önererek tartışma ve kavgalara son verdi. Herkes kendi kutsal enerjisinden bir parçayı sunacak ve Krom'un dövdüğü devasa kazanda bu gücü birleştirip şekillendireceklerdi.
Bütün nefesler kazanda birbirine karışıp en mükemmel ruhu oluştururken; karanlığın ve kargaşanın tanrısı Kain, kendi sırası geldiğinde insanoğluna hükmedebilmek için kazana kendi nefesiyle birlikte yeraltının kan ateşinden de attı. Ancak bunu fark eden Sonis ile gizemin ve aşkın tanrıçası Pandora, Kain'in oyununa engel olmak için gizlice kan ateşini dengeleyecek miktarda su, akıl ve aşk eklediler karışıma.
Kaynayan ruhun saflığı bozulmuş, bu yüzden yaratılan insanoğlu kontrolden çıkmıştı. Artık mutlak itaat ile dinlemeyecekti efendilerini. Ömrü boyunca aklı karışık olacak; bilgelik, aşk ve kötülüğe dair yaptığı seçimlerle kaderi belli olacak ve asla huzuru bulamayacaktı."
"Vay canına!" dedi torunlardan biri hayretle. "Demek insanlar bu yüzden bu kadar sinir bozucu?"
"Ve belki de bu yüzden bu kadar lezzetliler," dedi büyükbaba, esneyip kanatlarını gererken. Yaşlı ejderha, sırtına vuran öğle güneşini kemiklerinde hissederken, minik ejderha yavruları sessizce uzaklaşıp başbaşa bıraktılar onu uykusuyla.




2 kişi derin sulara dalmış:
Hikaye çok güzel olmuş. Resimlerde tam oturmuş yerlerine :)
Hikayenin esas sahibi sensin aslında ^_^ Ben sadece Büyükbabayı ekledim.
Yorum Gönder