"Yeter!" diye gürledi kraliçe, huzuruna çağırılan Tılsım'a. "Zifir ile aranda olan meseleyi bir an önce çöz artık, Tılsım! O kadar misafirin yanında kız kardeşini tehdit ederek beni nasıl utandırırsın?"
"Laflarına dikkat et, kraliçe" diye tısladı Tılsım, gözbebekleri kan kırmızısına dönmüştü. "O benim kız kardeşim değil."
"Leviathan aşkına, onu su tanrıları seçti Tılsım!" Kraliçe çileden çıkmıştı. "Kabullen artık. Onların kararlarını sorgulaman itaatsizliktir ve bu kabul edilemez."
"Ne karar ama!" diye haykırdı cadı. "Sürekli önüme çıkacak, ayağıma dolanacak şu beyaz böcekle uğraşırken ülke ile nasıl uğraşabilirim?"
"Senin ülkeyle uğraştığın zamanları da biliyoruz," dedi muhafız lideri gözlerini devirerek. Elini çenesinin altına dayamış ve oturduğu koltukta iyice yayılmıştı, bu sıkıcı tartışmanın bir an önce bitmesi için yalvarır gibiydi. Gözünün önüne düşen birkaç tel saça doğru üfleyerek "Ülkeyi yıkmıştın hani?" diye bitirdi sözlerini.
Tılsım'ın kaşları çatıldı öfkeyle, yanıt vermek üzereydi ki kraliçe göz ucuyla muhafız liderine bakarak "Ülke adına yaptığın çalışmalar için müteşekkiriz, Tılsım." dedi arabulucu bir ses tonuyla. Kavganın ilerlemesinin kimsenin işine yaramayacağını biliyordu. "Ülkeyi yıkman ve yeniden kurulmasına yardım etmen de dahil, böylece yepyeni ve güçlü bir başlangıç yaptık."
Sonra Tılsım'a geri dönerek "Ancak o beyaz böcek dediğin kişi seninle aynı kandan yaratılan kardeşin, sen kabul etmesen de öyle." dedi yavaşça. "Onunla ortak çalışmayı öğrenmen, o çok gözettiğin ülke çıkarlarını korumakta çok daha etkili olacaktır."
O sırada Zifir girdi içeri ve "Haberler kötü," dedi iç çekerek. "Köylülerin bir kısmı göçmeye karar vermiş. Çağlayan'ın yokluğunda bu ülkeyi güvenilir bulmadıklarını söylüyorlarmış."
Kraliçe kollarını kavuşturup başını eğdi, kısa bir süre düşündükten sonra "Onları geri dönmeye ikna edin," dedi yavaşça.
Zifir "Memnuniyetle!" deyip geride ışıltılar saçarak ortadan kayboldu. Tılsım da kraliçeye bakıp başıyla selam verdikten sonra siyah bir sis yayarak yok oldu kral ile kraliçenin önünden.
"Laflarına dikkat et, kraliçe" diye tısladı Tılsım, gözbebekleri kan kırmızısına dönmüştü. "O benim kız kardeşim değil."
"Leviathan aşkına, onu su tanrıları seçti Tılsım!" Kraliçe çileden çıkmıştı. "Kabullen artık. Onların kararlarını sorgulaman itaatsizliktir ve bu kabul edilemez."
"Ne karar ama!" diye haykırdı cadı. "Sürekli önüme çıkacak, ayağıma dolanacak şu beyaz böcekle uğraşırken ülke ile nasıl uğraşabilirim?"
"Senin ülkeyle uğraştığın zamanları da biliyoruz," dedi muhafız lideri gözlerini devirerek. Elini çenesinin altına dayamış ve oturduğu koltukta iyice yayılmıştı, bu sıkıcı tartışmanın bir an önce bitmesi için yalvarır gibiydi. Gözünün önüne düşen birkaç tel saça doğru üfleyerek "Ülkeyi yıkmıştın hani?" diye bitirdi sözlerini.
Tılsım'ın kaşları çatıldı öfkeyle, yanıt vermek üzereydi ki kraliçe göz ucuyla muhafız liderine bakarak "Ülke adına yaptığın çalışmalar için müteşekkiriz, Tılsım." dedi arabulucu bir ses tonuyla. Kavganın ilerlemesinin kimsenin işine yaramayacağını biliyordu. "Ülkeyi yıkman ve yeniden kurulmasına yardım etmen de dahil, böylece yepyeni ve güçlü bir başlangıç yaptık."
Sonra Tılsım'a geri dönerek "Ancak o beyaz böcek dediğin kişi seninle aynı kandan yaratılan kardeşin, sen kabul etmesen de öyle." dedi yavaşça. "Onunla ortak çalışmayı öğrenmen, o çok gözettiğin ülke çıkarlarını korumakta çok daha etkili olacaktır."
O sırada Zifir girdi içeri ve "Haberler kötü," dedi iç çekerek. "Köylülerin bir kısmı göçmeye karar vermiş. Çağlayan'ın yokluğunda bu ülkeyi güvenilir bulmadıklarını söylüyorlarmış."
Kraliçe kollarını kavuşturup başını eğdi, kısa bir süre düşündükten sonra "Onları geri dönmeye ikna edin," dedi yavaşça.
Zifir "Memnuniyetle!" deyip geride ışıltılar saçarak ortadan kayboldu. Tılsım da kraliçeye bakıp başıyla selam verdikten sonra siyah bir sis yayarak yok oldu kral ile kraliçenin önünden.
1 kişi derin sulara dalmış:
"Ülkeyi yıkmıştın ya hani" hala gülüyorum... :D
Yorum Gönder