Birkaç gece sonra, sarayın yemek salonunda büyük bir ziyafet verildi. Komşu ülkelerin liderleri çağırıldı, Zifir ile tanıştırılmak üzere. Alçak gönüllü bir geceydi, kutlamalar ve şenlikler yerine sadece görkemli bir yemek yeterli görülmüştü bu tanışma faslı için.
Eğlenceli bir yemekti, konuşmanın büyük kısmını Zifir yapıyor ve kendisini dinleyenleri kahkahaya boğuyordu. Tılsım ise sessiz bir şekilde oturuyor ve konuşulanları dinliyordu yüzünde hiç bozmadığı ciddi bir ifadeyle. Zifir'in sesi yemek salonunun duvarlarında yankılandıkça, peşi sıra kahkahalar yükseliyor ve ekleniyordu bu yankılara.
-"...ve sonra lordlardan biri pencereden dışarıyı işaret edip "Kraliçem, artık ülke geleceğine umutla bakamıyorum, kötülük dolu bu kara bulutlarla kararan gökyüzü yüreklerimize korku düşürmekte!" diye gürleyince, muhafız lideri ve pek sayın kralımız Tal-Amera adama doğru eğildi ve "Lordum, kış mevsimindeyiz; o yaklaşanlar da kötülükle dolu değil, yağmur bulutları onlar." diye yanıt vermez mi!
Masada bir kahkaha gürültüsü patladı o anda, diğer ülke liderleri Zifir'in anlattığı olaya katıla katıla gülerken Zifir hala neşeyle devam ediyordu anlatmaya:
-"Leviathan şahidim olsun, lordun suratının aldığı o mor rengi hiçbir mor renkli orman yemişinde görmedim. Kraliçe bile kendini zor tuttu gülmemek için, sanırım lordu utandırmak istemedi ancak lord o mosmor suratıyla izin isteyip aramızdan ayrıldıktan sonra kahkahalarımızı bastıramadık daha fazla!"
Muhafız lideri gülerek ellerini kaldırdı ve "Karizmatik ve ukala politikacıların ağdalı laflarından nefret ederim, elimde değil." dedi çaresizmişcesine omuz silkerek. Diğer ülke liderleri gülmekten ağrıyan yanaklarından süzülen göz yaşlarını masadaki mendillerle silmeye çalışıyordu hala.
Gece bu neşeyle devam ederken, uygun bir sessizlik anı yakalayan kraliçe şampanya kadehine hafifçe çatalıyla vurdu ve "Bu keyifli gecenin yıldızına ve aramıza katılan yeni liderimize, Azize Zifir'e kadeh kaldırmak istiyorum." dedi gülümseyerek. Masadaki herkes kadehini kaldırdı. Kraliçe "Azize Zifir'e!" dedi Zifir'e bakarak. "Umarım ülkeye zerafet ve güç katarsın yağmurunla." Masadaki herkes "Azize Zifir'e!" diye tekrar edip şampanyayı kafasına dikti, Tılsım hariç.
Azize Zifir de bunun üzerine ayağa kalktı ve "İzninizle kısa bir konuşma yapmak istiyorum," dedi gülümseyerek. Herkes dikkat kesildi. Zifir gözleri dalmış gibi uzaklara bakarak konuşuyordu:
-"Varoluşumun sebebi, Çağlayan'ın vaktinin dolması ve tanrıların beni Çağla'nın görevini yerine getirmem için seçmesi olsa da, ben Çağlayan'a borçlu hissediyorum kendimi. Onun o zarif ruhu ve hüzünlü iyimserliği pek çok kez ülkeye zarar getirmiş olsa da, bence o bizi acılarımızın büyüteceğine inananlardandı ve ülkenin bu kadar metanetli olmasında onun da, en az kız kardeşi Tılsım kadar payı var."
Bu sözü duyunca başını kaldırdı Tılsım ve Zifir'e baktı hayretle.
-"Bu yüzden ben kadehimi şu an bizi mutlulukla izlediğine emin olduğum Çağlayan'a kaldırmak istiyorum," dedi Zifir sözlerini bitirirken. "Çağlayan'a, yitip giden tüm hayallere ve bizi büyüten tüm acılara."
Masadakiler "Çağlayan'a!" diye tekrarladığı anda yemek salonunun penceresinden içeri dolunayın gümüşi ışığı doldu. Tılsım yavaşça kalktı ve "Masayı terk etmeden önce bir düşüncemi dile getireceğim," dedi yavaşça. Masadaki tüm gözler kendisine döndüğünde, Zifir'e baktı Tılsım ve "Tanrıları yargılamak ya da seçimlerini eleştirmek haddime değil, ancak ülkenin başına gelen en büyük felaketlerden biri olduğuna inanıyorum, pek sevgili üvey kardeşim" dedi tıslarcasına. "Bu önyargımı kırmak istiyorsan, gerçekten ülkenin iyiliği için çalıştığını göstermen ve kendini kanıtlaman gerekecek bana, o zamana dek attığın her adımda gölgen gibi izleyeceğim seni, ta ki bir açığını yakaladığım vakte kadar."
Sonra elindeki kadehte kalan içkiyi tek seferde içti ve "Herkese iyi eğlenceler ve iyi geceler dilerim" deyip ayrıldı salondan. O gittikten sonra, gece eğlencesine kaldığı yerden devam etmesine rağmen bir burukluk kaldı Zifir'in kalbinde.
Eğlenceli bir yemekti, konuşmanın büyük kısmını Zifir yapıyor ve kendisini dinleyenleri kahkahaya boğuyordu. Tılsım ise sessiz bir şekilde oturuyor ve konuşulanları dinliyordu yüzünde hiç bozmadığı ciddi bir ifadeyle. Zifir'in sesi yemek salonunun duvarlarında yankılandıkça, peşi sıra kahkahalar yükseliyor ve ekleniyordu bu yankılara.
-"...ve sonra lordlardan biri pencereden dışarıyı işaret edip "Kraliçem, artık ülke geleceğine umutla bakamıyorum, kötülük dolu bu kara bulutlarla kararan gökyüzü yüreklerimize korku düşürmekte!" diye gürleyince, muhafız lideri ve pek sayın kralımız Tal-Amera adama doğru eğildi ve "Lordum, kış mevsimindeyiz; o yaklaşanlar da kötülükle dolu değil, yağmur bulutları onlar." diye yanıt vermez mi!
Masada bir kahkaha gürültüsü patladı o anda, diğer ülke liderleri Zifir'in anlattığı olaya katıla katıla gülerken Zifir hala neşeyle devam ediyordu anlatmaya:
-"Leviathan şahidim olsun, lordun suratının aldığı o mor rengi hiçbir mor renkli orman yemişinde görmedim. Kraliçe bile kendini zor tuttu gülmemek için, sanırım lordu utandırmak istemedi ancak lord o mosmor suratıyla izin isteyip aramızdan ayrıldıktan sonra kahkahalarımızı bastıramadık daha fazla!"
Muhafız lideri gülerek ellerini kaldırdı ve "Karizmatik ve ukala politikacıların ağdalı laflarından nefret ederim, elimde değil." dedi çaresizmişcesine omuz silkerek. Diğer ülke liderleri gülmekten ağrıyan yanaklarından süzülen göz yaşlarını masadaki mendillerle silmeye çalışıyordu hala.
Gece bu neşeyle devam ederken, uygun bir sessizlik anı yakalayan kraliçe şampanya kadehine hafifçe çatalıyla vurdu ve "Bu keyifli gecenin yıldızına ve aramıza katılan yeni liderimize, Azize Zifir'e kadeh kaldırmak istiyorum." dedi gülümseyerek. Masadaki herkes kadehini kaldırdı. Kraliçe "Azize Zifir'e!" dedi Zifir'e bakarak. "Umarım ülkeye zerafet ve güç katarsın yağmurunla." Masadaki herkes "Azize Zifir'e!" diye tekrar edip şampanyayı kafasına dikti, Tılsım hariç.
Azize Zifir de bunun üzerine ayağa kalktı ve "İzninizle kısa bir konuşma yapmak istiyorum," dedi gülümseyerek. Herkes dikkat kesildi. Zifir gözleri dalmış gibi uzaklara bakarak konuşuyordu:
-"Varoluşumun sebebi, Çağlayan'ın vaktinin dolması ve tanrıların beni Çağla'nın görevini yerine getirmem için seçmesi olsa da, ben Çağlayan'a borçlu hissediyorum kendimi. Onun o zarif ruhu ve hüzünlü iyimserliği pek çok kez ülkeye zarar getirmiş olsa da, bence o bizi acılarımızın büyüteceğine inananlardandı ve ülkenin bu kadar metanetli olmasında onun da, en az kız kardeşi Tılsım kadar payı var."
Bu sözü duyunca başını kaldırdı Tılsım ve Zifir'e baktı hayretle.
-"Bu yüzden ben kadehimi şu an bizi mutlulukla izlediğine emin olduğum Çağlayan'a kaldırmak istiyorum," dedi Zifir sözlerini bitirirken. "Çağlayan'a, yitip giden tüm hayallere ve bizi büyüten tüm acılara."
Masadakiler "Çağlayan'a!" diye tekrarladığı anda yemek salonunun penceresinden içeri dolunayın gümüşi ışığı doldu. Tılsım yavaşça kalktı ve "Masayı terk etmeden önce bir düşüncemi dile getireceğim," dedi yavaşça. Masadaki tüm gözler kendisine döndüğünde, Zifir'e baktı Tılsım ve "Tanrıları yargılamak ya da seçimlerini eleştirmek haddime değil, ancak ülkenin başına gelen en büyük felaketlerden biri olduğuna inanıyorum, pek sevgili üvey kardeşim" dedi tıslarcasına. "Bu önyargımı kırmak istiyorsan, gerçekten ülkenin iyiliği için çalıştığını göstermen ve kendini kanıtlaman gerekecek bana, o zamana dek attığın her adımda gölgen gibi izleyeceğim seni, ta ki bir açığını yakaladığım vakte kadar."
Sonra elindeki kadehte kalan içkiyi tek seferde içti ve "Herkese iyi eğlenceler ve iyi geceler dilerim" deyip ayrıldı salondan. O gittikten sonra, gece eğlencesine kaldığı yerden devam etmesine rağmen bir burukluk kaldı Zifir'in kalbinde.
0 kişi derin sulara dalmış:
Yorum Gönder