
Kan ter içinde sıçradı Çağlayan. Kabuslarla dolu korkunç bir gece daha geçirmişti. Kalktı, odasının penceresinden dışarı baktı. Gecenin en derin vaktiydi ve dolunay bembeyaz bir kartopu gibi parlıyordu lacivert gökyüzünde. Ne bulutsuz ve bol yıldızlı gökyüzü ile kutsanmış gecenin güzelliği, ne de uykunun yeniden yatağa çağıran o tatlı sesi dikkatini çekemedi Çağlayan'ın. Hala gördüğü kabusun etkisindeydi; havadaki hafif serinliğe rağmen soğuktan değil, korkudan titriyordu Çağlayan. Biraz tereddüt ettikten sonra, gecenin geç bir saati olmasına rağmen, kız kardeşinin yanına gitmeye karar verdi.
Çağlayan gergin bir şekilde kız kardeşinin odasının önüne geldiğinde kapı aniden açıldı ve Tılsım kardeşini içeri buyur etti. Tılsım'ın bu saatte bile uyanık olması şaşırtmadı Çağlayan'ı, zaten Tılsım'ın yorgunluktan bitkin düştüğü vakitler haricinde uyuduğunu bilmezdi. İlk kez rahatsız edildiği için öfkelenmedi Tılsım, aksine kız kardeşini bekliyordu adeta. Çağlayan sessizce girdi, Tılsım'ın sıcak bir şeyler içme teklifini kibarca reddetti ve sanki dizleri tutmuyormuş gibi yığıldı kardeşinin oturması için gösterdiği koltuğa.
Nihayet konuşmaya karar verdiğinde "Ben... Benim artık gitme vaktim geldi" dedi yavaşça. Sanki bunu dile getirmezse kaderini değiştirebilecekmiş gibi, istemeye istemeye söze döküyordu kehaneti. Tılsım başıyla onayladı, zira elinden gelen sadece buydu: konuşmak işe yaramazdı, konuşmak gereksizdi, saatlerce konuşsa bile bağışlanmayacaktı kardeşinin canı.
"Yerimi kimin dolduracağını bilmiyorum," dedi Çağlayan sadece sessizliği kırmak için. "Umarım benden daha iyi sağlar dengeyi."
Tılsım'ın kaşları çatıldı. "Senin veda ayininde çağıracağım onu." diye yanıtladı. Sonra konuyu değiştirmek istercesine "Ayin yarın sabah olacak" diye ekledi.
Çağlayan o anda gördü kız kardeşinin gözlerindeki ikilemi. Tılsım'ın mantıklı tarafı acımasızca "Yapılacak bir şey yok, ülkenin kendi kaderi için seçtiği yol buysa hiçbir güç buna engel olamaz" diyorken, o mantığı çatlatarak güçsüzce filiz vermiş bir diğer tarafı (Çağlayan'a alışmış ve kendi itiraf edemese de sevmiş olan tarafı) ise buna engel olamadığı için kahroluyordu. Tılsım içindeki bu cılız sese kulak vermiyor gibi görünüyor ve hala hissiz bir ülke lideri gibi duruyordu karşısında. Ayrıca kız kardeşinin yeni gelenden pek hazzetmediğini hissetti Çağlayan. Konuyu değiştirmek için "Bu gece seninle vakit geçirebilir miyim?" diye sordu Tılsım'a. "Son bir gece, vedalaşmak için."
Tılsım'ın sürekli susturduğu, karanlıkta kalmış o zayıf tarafta ufak bir ışık hüzmesi ışıldadı. "Elbette," dedi Tılsım, kardeşiyle mücadele ederek geçirdiği 10 sene boyunca ilk kez kardeşine sevgiyle gülümseyerek. "Haydi kumsala gidelim, eski günlerdeki gibi."
Çağlayan gergin bir şekilde kız kardeşinin odasının önüne geldiğinde kapı aniden açıldı ve Tılsım kardeşini içeri buyur etti. Tılsım'ın bu saatte bile uyanık olması şaşırtmadı Çağlayan'ı, zaten Tılsım'ın yorgunluktan bitkin düştüğü vakitler haricinde uyuduğunu bilmezdi. İlk kez rahatsız edildiği için öfkelenmedi Tılsım, aksine kız kardeşini bekliyordu adeta. Çağlayan sessizce girdi, Tılsım'ın sıcak bir şeyler içme teklifini kibarca reddetti ve sanki dizleri tutmuyormuş gibi yığıldı kardeşinin oturması için gösterdiği koltuğa.
Nihayet konuşmaya karar verdiğinde "Ben... Benim artık gitme vaktim geldi" dedi yavaşça. Sanki bunu dile getirmezse kaderini değiştirebilecekmiş gibi, istemeye istemeye söze döküyordu kehaneti. Tılsım başıyla onayladı, zira elinden gelen sadece buydu: konuşmak işe yaramazdı, konuşmak gereksizdi, saatlerce konuşsa bile bağışlanmayacaktı kardeşinin canı.
"Yerimi kimin dolduracağını bilmiyorum," dedi Çağlayan sadece sessizliği kırmak için. "Umarım benden daha iyi sağlar dengeyi."
Tılsım'ın kaşları çatıldı. "Senin veda ayininde çağıracağım onu." diye yanıtladı. Sonra konuyu değiştirmek istercesine "Ayin yarın sabah olacak" diye ekledi.
Çağlayan o anda gördü kız kardeşinin gözlerindeki ikilemi. Tılsım'ın mantıklı tarafı acımasızca "Yapılacak bir şey yok, ülkenin kendi kaderi için seçtiği yol buysa hiçbir güç buna engel olamaz" diyorken, o mantığı çatlatarak güçsüzce filiz vermiş bir diğer tarafı (Çağlayan'a alışmış ve kendi itiraf edemese de sevmiş olan tarafı) ise buna engel olamadığı için kahroluyordu. Tılsım içindeki bu cılız sese kulak vermiyor gibi görünüyor ve hala hissiz bir ülke lideri gibi duruyordu karşısında. Ayrıca kız kardeşinin yeni gelenden pek hazzetmediğini hissetti Çağlayan. Konuyu değiştirmek için "Bu gece seninle vakit geçirebilir miyim?" diye sordu Tılsım'a. "Son bir gece, vedalaşmak için."
Tılsım'ın sürekli susturduğu, karanlıkta kalmış o zayıf tarafta ufak bir ışık hüzmesi ışıldadı. "Elbette," dedi Tılsım, kardeşiyle mücadele ederek geçirdiği 10 sene boyunca ilk kez kardeşine sevgiyle gülümseyerek. "Haydi kumsala gidelim, eski günlerdeki gibi."
---
İlk kez güneşin doğmamasını diledi Çağlayan. O gece ilk kez karanlığın sona ermemesini diledi. Bir yandan da yüreğini kemiren ufacık bir şüphe vardı Çağlayan'ın: Kendisinden bunca sene ölesiye nefret eden kız kardeşinin gözlerinde gördüğü gerçekten sevgi miydi; yoksa yeni gelen ülke lideri, Çağlayan'ın yokluğunu aratacak kadar korkunç biri miydi?
Ancak şafak sökerken Tılsım'ın hayatı boyunca ilk ve son kez ve sadece kız kardeşi için yaktığı ağıdı dinlerken ilk seçeneğin doğru olmasını diledi Çağlayan tüm kalbiyle.
5 kişi derin sulara dalmış:
Tılsım'dan böyle bir duygu ve sevgi göstergesi hiç beklemezdim.
Bu ara şarkı gerçekten çok güzel...
Aslında duygu ve sevgi gösterisi sayılmaz. Cidden ağıt. Çağlayan'ın simgelediği şeyi düşününce, Çağlayan'ın doğuş amacını ve Çağla'yı bitirme sebebimi düşününce ve onca senelik emeğin bir hiç olduğunu düşününce, kariyeri simgeleyen Tılsım'ın üzülmesinden ve ağıt yakmasından daha doğal bir şey yok.
Kaç haftadır aynı ağıdı ben de yakmadım mı?
T.T
Mevlüt ne zamana:)
Şaka bir yana. Bir gün Çağla'da doğar;)
Müthiş!
Kumsalda son bir gece deyince videoda Nebel'in çalmasını bekledim, ama çalan parça hikayeye, Tılsım'a çok daha iyi oturmuş.
Yorum Gönder