Cuma, Aralık 31, 2010

2011'e Mektup...

Sevgili 2011 yılı,

Neyse ki, eski yılı ölmek üzere olan yaşlı dede, yeni yılı da bebek olarak simgeleme şekli azalarak bitti. Büyük ihtimalle sen de bebek olarak karikatürize edilmeyeceğin bir yıl olacaksın. Bu açıdan ne kadar şanslı olduğunu bilemezsin. Sırf seni bu şekilde sembolize etmeyeceğimiz için bile biz insanoğluna borçlusun, zira senden önceki yıllar bunun acısını çıkarmıştı bizden.

2009 yılı giderken Michael Jackson'u, dolayısıyla çocukluğumuzu yanında götürmüştü. Onun yaptığını yapma; sevdiklerimizi ya da küçüklüğümüzü anımsatan nostaljileri alma yanına bu yıl. Unutulmamak istediğini biliyorum ama gitmeden ve yerini 2012'ye bırakmadan önce bizi sarsacak olaylarla hatırda kalmaya çalışma lütfen. Aksine öyle güzel bir yıl ol ki; seni gülümseyerek analım, lanet ederek değil.

2010'dan kötü ama 2012'den daha iyi olma lütfen. Umut getir bize bu yıl, giderek kötüleşen Dünya şartlarında iyimser bakış açısının hala ölmediğini göster bize. Daha çok insanlık göster bu yıl, insanlık derken "Bunu hayvan bile yapmaz" dedirten haberlerden bahsetmiyorum, bunu da not düşeyim. Biraz daha anlayış, biraz daha hoşgörü, biraz daha sevgi ve biraz daha saygı olsun demimizde.

Savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin, çevre daha da kirlenmesin demeyeceğim; çünkü muhakkak birileri ceplerine daha çok para doldurmak için bunları göz ardı ve feda edecek. Ama en azından bir uyanış yılı ol bizim için; daha çok sesimiz çıksın, daha çok isyan edelim haksızlıklara, daha çok kenetlenelim.

Uyanış yılı demiştim ya. Belki daha çok ilham getirirsin bize; daha çok yazar, daha çok okur, daha çok dinler, daha çok izler, daha çok çizeriz. Yaratıcılık yılı olursun belki de; üstün eserleri fark ederiz ya da üstün eserlerin yaratıldığı yıl olursun, kim bilir?

Tamam, zengin olmayalım. Ama paraya da muhtaç etme bizi. Açlıkla imtihan etme. İşsiz bırakma, işi olanların işinden keyif almasını sağla, işinden keyif almayanların kendilerini mutlu edecek bir iş bulmasını sağla. Sağlıklıysak sağlıklı kalmamıza, sağlıksızsak şifa bulmamıza yardım et. Herkesin yeni yıl dileklerini dinle; "bu sene spora başlıyorum", "bu sene sigarayı bırakıyorum", "bu sene zayıflayacağım" diyenlere azim ve sabır ver. Aslında, sen herkese azim ve sabır ver, herkesin ihtiyacı var buna.

Ufak şeylerden mutlu olmamızı sağla ama mutlu olmak için ufak şeylere muhtaç etme bizi. Ara sıra güzel haberler getir, gülmeyi unutan yüzlere gülücükler yerleştir, olumlu değişimler yaşamamıza yardım et. İlişkilerimiz iyi gidiyorsa bozma, kötü gidiyorsa düzelt ya da gönlümüze göre olanı fazla yaralanmadan bulmamızı sağla.

Ama en çok da huzur ver bu sene. Herkese. Korkulardan uzak ve güvende hissetmemizi sağla, geleceğimiz ve şimdimiz açısından...

Çok şey istedim belki ama, tek istediğim 2011 dendiğinde seni hep "güzel seneydi" diye anmak. Bunu çok görme bize, olur mu?

Bu gece büyük bir çoğunluğumuz şunu yapacak: tüm aile bir araya geleceğiz ve aile büyüklerinin soyduğu mandalinaları mideye indirirken televizyondaki sıkıcı yılbaşı programlarını izleyerek senin gelişini kutlayacağız. Seni sabırsızlıkla bekliyoruz sevgili 2011. Mandalina soyulan yılbaşı akşamımız kadar huzurlu, samimi ve sevgi dolu ol, ama sıkıcı olma. Bize "Bir an önce geçsin şu yıl da 2012 gelsin artık!" dedirtme, olur mu?

Çarşamba, Aralık 29, 2010

Durum Raporu...


"Kız Arkadaşınız Bakire Değilse?" yazısı şu ana dek en fazla tıklanan yazım oldu.
Bunun için teşekkür mü etsem, durumun ciddiyeti karşısında ah vah mı etsem, bilemedim.

Cumartesi, Aralık 25, 2010

Kız Arkadaşınız Bakire Değilse Ne Yapmalı?

Bugün bloguma hangi anahtar kelimelerle ulaşıldığına baktım. "Bekaret" yazımdan dolayı olsa gerek, sürekli "sevdiğim kız bakire çıkmadı", "bakire kız nasıl anlaşılır"," tecavüze uğrayan kız bakire sayılır mı", "gerdek gecesi bekaret kanı taklidi" ve "bakire olmadığını erkek arkadaşına söyleme" gibi anahtar kelimelerle bloguma ulaşılmış. Ben de bu çağrıya kulak veriyor ve "sevgiliniz bakire değilse ne yapmalısınız" sorusunun yanıtını veriyorum şimdi:

Olaya erkeklerin gözünden bakacağım öncelikle. Bu daha çok onların kafasını kurcalayan bir sorun, ne de olsa.

Öncelikle, bu bloga danışan sevgili arkadaşım, hoşgeldin. Bakire olmayan sevgili sorununu çözebiliriz umarım. Bu arada, "tüm sevgililerim bana versin ama karım bakire olsun" felsefesi benimsemiş ikiyüzlülerden olmadığını varsayıyorum; eğer öyle düşünenlerdensen blogumdan uzaklaş lütfen, senin aradığın yanıtlar burada yok.

İlk olarak kendine şunu sor: "Ben bu kızı gerçekten seviyor muyum?" Bu soru, inan ki pek çok sorunu ortadan kaldıran bir yanıta sahip. Çünkü gerçekten seviyorsan, önce hatunun bacak arasına değil, kulak arasına odaklanmamız gerektiğini işaret edecek bize. Odaklanalım bakalım: bu hatunun iki kulak arası, yani beyni, yani karakteri, zekası, kişiliği, ruhu sevilmeyi hak ediyor mu? Bu hatun ile evlenmeyi düşünüyor musun, onu çocuklarının annesi olarak hayal edebiliyor musun? Bu hatunla uzun vadeli bir ilişki düşündüğünü varsayıyorum; kısa vadeli planın varsa zaten hatunun bakire olmamasını çok önemsemezsin.

Evet, hayallerinin kadınının bakire olmaması canını sıkmış olabilir. Ama onunla evlendikten sonra onunla yatmak iki dakika, onunla yaşamak bir ömür sürecek ve hayatınızı beraber sürdürmek için onun iki bacağının arasındaki zara değil, onun karakterine ihtiyacın olacak. Ailenle tanıştıracaksın onu, sana kendi elcağızlarıyla yemekler yapacak, parasız kaldığında ya da derdin olduğunda "önemli değil, biraz sıkarız dişimizi, atlatırız bu günleri" diyecek. Bu karakterde bir kadınsa senden önce başka birini sevip onunla yatmış olmasını çok da önemsememen gerektiğini tavsiye ederim. Bir kadında araman gereken şey bekaret değil, sadakat ve sevgi olmalı öncelikle. Sana bunları sunabiliyorsa ne ala.
Kız arkadaşının bakire olmayışını onun seni geçmişte aldattığı şeklinde yorumlamamalısın. Hatta unutma, evlendiğin kızın bakire olması, illa ki evlendikten sonra seni aldatmayacağı ya da seni çok seveceği anlamına gelmeyebilir. Ayrıca kız arkadaşın illa ki senden önce biri ile yatmış olmayabilir: tecavüze uğramış olabilir ya da sana tecavüze uğradığını söylemiş olabilir. Her iki durumda da, o ya çok yaralı bir kızcağız ya da seni kaybetmemek için yalan söylüyor ki bu sana değer verdiğini gösterir. Ayrıca tıbbi durumlar da mevcut, esnek zara sahip olduğu için bakire değil sanılıp öldürülen masumlar da var bu ülkede. Bu olaya çok takıntılı olduğunu hissettirirsen, kız arkadaşına "bekaretini diktirmek"ten başka seçenek bırakmayabilirsin. Bu da bir yalanın üzerine hayatınızı kuracağınız anlamına gelir, değer mi?
Anlıyorum, sevdiğin kadının tamamen sana ait olmasını istiyorsun. Hiçbir şekilde onun geçmişinde başka bir adam olmasını kabul etmiyor, sevgilini kıskanıyorsun. Bunlar gayet normal ve güzel duygular. Ama düşün, iyice düşün. Bu konuya takılmayacağını, sevgilini her hatasıyla kabul edebileceğini düşünüyorsan, her insan gibi onun da hata yapabileceğini kabul ediyorsan ilişkiye devam etmende bir sorun olmaz.

Ama yok, "Ben kafama takarım bunu, kaldıramam böyle bir durumu" diyorsan ve bu takıntını gelecekte evliliğine zarar verecek derecede yaşayacağını şimdiden biliyorsan ayrıl o kızdan. İkinizin de geleceğini mahvetmeden önce bitir ilişkini. Buna hakkın var, eğer sen de bakirsen. Ama sen bakir değilsen ve bakire kadın hak ettiğini düşünüyorsan, bak bu çok günah, onu söyleyeyim. İkiyüzlü olmuş oluyorsun zira, hele o masum kızcağızın bedduasını alırsan, ilişki hayatının iki yakası bir ömür boyu bir araya gelmez.

Sıra geldi kız tarafına.

Sevgili hemcinsim, hoşgeldin bloguma. Demek bakire değilsin ve bunu erkek arkadaşına nasıl açıklayacağını düşünüyorsun kara kara. Haddim olmayarak, yanıt vereyim sorularına:

Sana erkek arkadaşını seviyor musun diye sormayacağım sevgili hemcinsim, çünkü onu seviyorsun ki google'dan medet umuyorsun ilişkini kurtarması için. Bu durumda şunu sor kendine, gerçekten de evlenmeyi düşünüyor musun erkek arkadaşın ile? Evlilik planları kurmaya başladıysan, onu kaybetmek istemiyorsundur böyle ufak bir olay için. O zaman ya dürüstlük yolunu seçeceksin ya da karşındaki dürüstlüğü hak etmiyorsa kandırmaca yolunu...

Öncelikle erkek arkadaşının bu olaya nasıl baktığını anlaman lazım. Bir iki ağız arama, bir iki masum soru ile erkek arkadaşının bu olaya nasıl baktığını anlayabilirsin. Soracağın soruları buraya yazamam, bu satırları okuyan erkekler de var çünkü. Ama sen az çok biliyorsundur konuyu çaktırmadan nasıl açacağını.

Soruları sordun ve anladın ki erkek arkadaşın için çok da önemli bir olay değil bekaret. Konuyu açabilirsin öyleyse. Dürüstçe "Bakire değilim" diyebilirsin. İki yol var sonunda: Ya gerçekten de sözünün arkasında durur ve önemli olmadığını yineler erkek arkadaşın ya da sözünün eri değildir, bir bahane ya da kavga sonrasında seni terk eder. Tebrikler her iki şekilde de, ya evleneceğin adamı buldun ya da böyle bir adamla evlenip geleceğini karartmaktan kurtuldun.

Başa dönelim, üstü kapalı bekaret konusu açtın ve anladın ki sevgilin bu konuda takıntılı. Bu durumda erkek arkadaşına sor nedenini. "Kıskanırım" diyorsa farklı, "Kadınlar sevüşömez! Yassah!" gibi başka bir yanıt veriyorsa farklı, "Ben de bakirim, ondan" diyorsa farklı, kısaca bir sürü farklı yanıta farklı tavır alman gerekir. Yanıta göre analiz et erkeğini. Kendine saygın olsun, o senden üstün değil. Sen de ondan üstün değilsin. Her cins, her tür, her canlı aynı yaradanın eseri; öyleyse eşit haktayız yaşamakta. Sana ikinci sınıf bir canlı muamelesi yapıyorsa onunla evlenip heba etme geleceğini, seni bakire değilsin diye aşağılamasına izin verme.
Öte yandan, bakirse ve bakire bir kadınla evlenmek gibi bir prensibi varsa, yine dürüst ol. Söyle durumunu ve onu sevdiğini. Kabul edemezse yapılacak bir şey yok, seni prensipleri kadar sevmiyor demektir bu ve bu da gayet normal bir durum. Onun kararı, saygı duymalısın.

Bakir değilse ama karısında bekaret arayan biriyse erkek arkadaşın ve bu ikiyüzlüden ayrılmak yerine ilişkinin sürmesini istiyorsan, sadece üç kuruşluk operasyona bakar onu kandırman. Ufak bir zar diktirme operasyonu ile bak, sen de onun kadar ikiyüzlü oldun anında. (Bu arada, bu operasyonu can güvenliği sebebiyle geçirenlere lafım yok kesinlikle, bakire olmadığı için ölüm tehdidi altında yaşayanlar için dua etmekten başka yapabileceğim bir şey de yok.)

Son olarak şunu not düşeyim, buradaki yazı sıradan bir kız tarafından yazıldı yani uzman bir doktor ya da bu alanla ilgili bir psikolog tarafından değil. Buradaki yazıya katılmayabilirsiniz, zira bunlar sadece kişisel görüşümdür. Okuyanlara yardımcı olması amacıyla yazıldı sadece. Umarım ilişkileriniz düzelir, sıkıntılarınızı giderirsiniz ve hak ettiğiniz kalitede bir sevgili ile yolunuza devam edersiniz. Kısaca Allah gönlünüze göre versin efendim.

Cuma, Aralık 24, 2010

Siyah Bekaret...

Yazarın notu: Fark ettiniz mi, Yılbaşı için 3 renk seçtim ben ve bu üçlemenin son yazısı. Beyazın huzuru "Kar Taneleri"nde saklıydı, Kırmızı'nın kanı "Sandman'in Kırmızı Başlıklı Kızı"nda. Şimdi de Siyah'ta sıra; geceyi, karanlığı ve korkuyu yansıtmalıyım bu yazıda. Bu üç eski yazımla yeni yıla tezat bir merhaba diliyorum kendimce.

Yıldızsız bir sonbahar gecesinin son saatleriydi. Kumral saçlı kadın elindeki cep telefonuna bakıyordu donuk gri gözleriyle. İfadesiz yüzü değil, titreyen elleri belli ediyordu hislerini. Tuşlara bastı aceleyle ve telefonu kulağına götürüp yanıt bekledi. Karşı taraf yanıt verinceye dek geçen süre uzadıkça uzadı; adeta saatler akıp gitti. Sonunda duyduğu "Alo?" sesi ile omuzlarından sanki koca bir yük kalkmıştı. Yavaş, sanki zorlukla konuşur gibi dökülmeye başladı kelimeler ağzından:

-Merhaba canım. Yüzümden dökülen bin parça şu anda. Dur, konuşma kahrolasıca! Sadece dinle. Sıkıntılıyım çok, beni dinlemene ihtiyacım var (sansür). Sabah özenle yaptığım lanet olasıca makyajım aktı ağlamaktan. Kabul ediyorum, yüzümde uzun süre makyaj taşıyan biri sayılmam. Hele sıcak ve boğucu gecelerde makyajımla beraber yüzüm de akıp gidiyor sanki. Ama bu gece o (sansür) gecelerden değil! İnan bana, lanet gece çok sıcak, o kadar sıcak ki eriyeceğim neredeyse ama makyajımı bozan boğucu sıcaklık olmadı bu gece (sansür).

Ben bu (sansür) gece çok korktum biliyor musun, (sansür) çocukluğumdan beri bu kadar korktuğumu anımsamıyorum. Hatta (sansür) babam beni iş bulamadığım için dövdüğünde bile korkmamıştım bu denli. Sözümü kesip durmasana be (sansür), canına mı susadın (sansür)? Dinle, ihtiyacım var birinin beni dinlemesine. Bu gece daha fazla hem de... Sana çok korktum diyorum, aslında (sansür) ve korkak biri değilimdir. Patronuma bile meydan okuyan tek kişiyim burada, buna rağmen bu gece küçük bir kız çocuğundan bile aciz hissediyorum kendimi.

Yorgunum. Berbat bir gece geçirdim. Ayakkabımın tek topuğu da kırıldı üstüne. şu an sekerek yürüyorum, seni aramadan önce köşe başındaki (sansür) tinerci çocuk güldü bana. Aslında gülmesine kızmadım gerçekten, o zavallı gün boyunca tek bir kez gülümseyebilmek için arkadaşını boğazlar. (sansür) talihime rağmen ona bakınca kendimi şanslı hissediyorum. Neyse...

Başım ağrıyor. Resmen (sansür) beni. Çatlayacak resmen, ağrıyı bitirmek için kafamı karpuz gibi çatlayıp ikiye yarılıncaya dek duvarlara vurabilirim şimdi. Hayatım yitip gitti, sıra sağlığımda mı yoksa? Gerçi her zaman hasta ve sarhoş hissederim kendimi. Ama beyazı fazla kaçırdığım zamanlarda bile bu denli feci ağrımamıştı başım, belli ki lanet olası ağrının sebebi bu değil. Müşteri fazla olsaydı yoğun tempoya bağlardım sebebini. Ama müşteri de yok, burası çulsuzlar diyarı! Neredeyse cebimdeki son üç kuruş için onlar bana muamele edecek. Üstüne (sansür) sarışın geldiğinden beri pastadaki payım azaldı iyice. Et gibi satılmaktan bıktım ama sarışın piyasadaki tüm müşterileri topladığı için para kazanamıyorum artık ve (sansür) erkeklerin altına yatabildiğim günler kendimi şanslı hisseder oldum. Tuhaf ama sarışın aç kalmama sebep olsa da severim onu.

Tamam tamam, kapatacağım birazdan. Dinle. Ne anlatıyordum ben? Ah, hatırladım, çok korktum diyordum. Şu an iyiyim. Hala titriyorum ve ağlıyorum ama iyiyim. Sadece ellerimi yıkayacak bir lavabo bulmayı isterdim. Aslında ellerimi yıkamadan evvel kusmayı planlıyorum. Burası kötü kokmaya başladı. Midem bulanıyor. Ah hayır. Kapatmak zorundayım canım. Telefonun kahrolası (sansür) şarjı bitmek üzere. Dinle, aslında sırf sarışını aramak için açtım bu telefonu. Ama evde değildi. O (sansür) hiç evde olmaz zaten. Ona sana bu gece anlattıklarımı anlatmak istiyordum; ayrıca bu gece aç kaldığımı, ondan nefret ettiğimi ve bir akşam yemeği parası için az önce iki adamın bağırsaklarını deştiğimi anlatacaktım. Ama lanet (sansür) evinde değil! Adamlardan birinin üzerinde bu cep telefonunu buldum. Konuşmam gerekiyordu biriyle ve ben de rastgele tuşlara bastım. Konuşacak birine ihtiyacım vardı. İhtiyacım vardı!

Tanımıyorum seni ama beni dinlediğin için sağol.

Telefonun şarjı bittiğinde kumral saçlı kadının kolu canlılığını kaybetmişcesine indi hızla, cep telefonu zayıf elinden kayıp yere düştü. Ne düşen telefona eğilip baktı, ne de ardında yatan iki cesede.

Salı, Aralık 21, 2010

Sandman'in Kırmızı Başlıklı Kızı...


Kırmızı başlıklı kız, aslında cinsel öğeler taşıyan bir hikayedir ve çocuklar için yeniden uyarlanmıştır. Bilinmeyen esas hikaye şu şekildedir:

Kırmızı Başlıklı Kız, annesinin hazırladığı sepeti alarak büyükannesinin evine doğru yola koyulur. Kurt, büyükannenin evine ondan evvel varır ve büyükanneyi öldürür. Büyükannenin etlerini dilimleyip bir tabağa koyar ve kanını da bir şişeye doldurur. Ardından Kırmızı Başlıklı Kız büyükannesinin evine varır; büyükannenin kıyafetlerini giymiş kurt, kıza mutfaktaki et ve şarap ile karnını doyurmasını söyler. Kız da tabaktaki eti yiyip, şişedeki kanı içtikten sonra kurtun yanına gelir. Ve o meşhur dialog şu şekilde gelişir:

-Karnımı doyurdum büyükanne.
-Üstündeki kıyafeti çıkar ve şömineye at kızım. Onlara ihtiyacın olmayacak.
-Ya eteğimi?
-Onu da at. İhtiyacın olmayacak.
-Ya çamaşırlarımı?
-Onları da... İhtiyacın olmayacak.

Kırmızı Başlıklı Kız çırılçıplak soyunduğunda kurt onu yatağa çağırır. Kız kurtun yanına uzanır.

... ve kurt onu da yer.

resimler: Mcfarlane Monsters 4: Twisted Fairy Tales: Red Riding Hood

Pazartesi, Aralık 20, 2010

Kar Taneleri...

video
Aşağıdaki yazıyı video eşliğinde okumanız önerilir.

Edward Scissorhands'i izlediniz mi? Son günlerde onun film müzikleri ile duygulanıyorum. Özellikle sevdiği kıza sadece buzdan ibaret dev bir melek heykeli yaptığı sahnede arkada çalan müzikle... Bayan korosu mırıldanırken, onlara katılan müzik kutusundan çıkan tatlı melodiler ile keman sesleri öyle güzel bir ahenk oluşturuyor ki, insanın aklına sıcacık evinizde şöminenin yanına oturmuş pencereden dışarıya bakarken uçuşan kar tanelerini izleyerek hayal kurduğunuz buz gibi bir kış gecesini getiriyor.

Kış yaklaşırken "Nightmare Before Christmas"ı da öneririm. Bu animasyon, hüzünlü kış geceleri için birebir. Kabus diyarındakilerin yılbaşını mahvetmek için kurdukları planda masum bir cadı ile Jack adındaki lanetli iskeletin arasında gelişen aşkı anlatıyor. Biraz Bettlejuice'ı andırıyor bana bu animasyon.

Kış filmleri güzel olur. Cadılar Bayramı'nın (Halloween) karanlık ruhu, yılbaşının karbeyazı kadar saf, gece kadar yalnız ve kan kırmızısı kadar ürkütücü ortamına karışır ve filmler genellikle Noel Baba'nın varlığına dair ufak bir şüphe bırakılarak sona erer. En komik yılbaşı filminde bile hüzünlü bir sahne görürsünüz (ör: Home Alone 2/Evde Tek Başına 2).

Vampirlerin en sevdiği mevsimdir kış. Çünkü soğuk, çoğu gotik filmin kalbinde yer alır. Güneş bu mevsimde çabuk kaçar, gökyüzü geceyle daha çabuk buluşur. Korkunun bu mevsimde bir bedene bürünmesi ve kış gecelerinde özgürce dolaşması normaldir, belki de bu yüzden bu mevsimde daha çok kabus görür insanlar.

Bu yüzdendir ki kış matem mevsimidir. Doğa ölüdür, hava soğuktur ve insanlar ölümden ve soğuktan korunmak için aynı masada ailece toplanıp birbirlerinin yaşam enerjisi ile ısınırlar. Ölümün siyahı, karın masum beyazı ve kan kırmızısı birbirine karışır uyum içinde.

Yüzünü atkısıyla sımsıkı kapatmış olmasına rağmen burnu soğuktan domates gibi kıpkırmızı olmuş bir çocuğun parmaksız eldivenleriyle avuçladığı bir avuç kardadır kış. Yaşlı bir büyükannenin kucağında oturan torununa anlattığı uyku öncesi masalda saklıdır. Meleklerin süzülen kar tanelerine karışan kanat tüylerine karışır, bulutsuz bir gecenin lacivert renginde ışıldar. Nar gibi kızaran hindide gülümser ya da zavallı kibritçi kızın elindeki son kibritin ucunda...

...ya da bu yazıda göz kırpar bize kış mevsimi, kim bilir.

(Aradan yıllar geçti ama yazıdaki cümleler hala titretiyor yüreğimi. Her yıl aynı yazıyla karşılarım ben bu mevsimi, bu sefer yazı biraz düzenlendi.

Az önce Leviathan'ın soğuk gecesinde ısınmak için çöpleri yakmış fakir bir şehir sakinini gördüm, alevi güçlendirmek için bu yazıyı da yakmak istedi. Ama yazı tutuşunca çöpleri yakan ateş birden sönüverdi.)

Müzik: Danny Elfman - Ice Dance

Pazar, Aralık 12, 2010

Earthlings...


Earthlings: (İsim) Dünya'da yaşayan kimse.

Film linki: http://www.earthlings.com/
Altyazı linki: http://dl.veg-tv.info/tr/Earthlings.srt
Download linki: http://dl.veg-tv.info/Earthlings.avi

Bu filmi izleyen herkes, en az 3 kişiye bu filmi önermek sorumluluğu taşır.

İngilizce'niz yeterli değilse bile izleyin, zira görüntüler yeterince kendisini anlatıyor.

Bu filmi izledikten sonra, eskisi gibi olamayacaksınız.

Cuma, Aralık 10, 2010

Bebeklere Ve Hamileliğe Dair...

Aranızda hamile kalmaya çalışanlar, hamile olanlar, bebek isteyenler, anne babalar ya da anne baba adayları vardır. Bugün onlar için, bir öğretmen olarak gelişim psikolojisi dersinde öğrendiğim bir iki ilginç bilgiyi paylaşacağım.

Bebekler anne karnında duyar, hisseder, ÖĞRENİR.

Bir araştırma yapılmış ve araştırma grubundaki hamilelerin bir kısmına "Hamileliğinizin son 3 ayında yüksek sesle şu masal kitabını okuyun" denmiş. Çocuklar doğduktan sonra, emilirken değişik sesler çıkaran emzikler koymuşlar bebeklerin önüne. Bebekler, annelerinin masal okurken çıkardığı ses tonuna yakın sesler çıkaran emziği seçmişler.

Yine bir başka araştırmada şunlar olmuş: Hamilelerin bir kısmına hamilelikleri boyunca bir hayvan ile etkileşime geçmeleri söylenmiş: Köpek sevsinler, kedi beslesinler, ellerinde muhabbet kuşu tutsunlar, bir atın burnunu okşasınlar falan. Kontrol grubu ise hayvanlardan uzak durmuş. Sonuç şaşırtıcıymış; annesi bir hayvan ile etkileşime geçmiş çocuklar o hayvanlara karşı daha sevecenken, annesi hayvanlardan uzak durmuş çocuklar hayvanları gördüklerinde korkak ve/ya çekingen tepkiler vermişler. Bunun sebebi, anne bir kediyi, köpeği vs okşuyorsa, anne karnındaki bebek o hayvanın çıkardığı sesleri ve titreşimleri duyup hissedebiliyormuş.

Başka bir araştırma, bebeklerin matematiksel zekası olduğunu ortaya koymuş. Bebeklere önce tam dolu biberon gösterilmiş, sonra o kaldırılıp yerine yarım dolu biberon konulmuş. Bebeklerin bu olaya ağlayarak tepki verdiği görülmüş. İki biberon aynı anda bebeğin önüne konduğunda ise bebekler tam dolu olanı seçmiş. Bunun anlamı şu: Tüm bebekler, tüm insanlar matematik zekasıyla doğarlar. Ama matematikten bir şekilde korkarlar ve bu yüzden bu derste başarısız olurlar. "Benim matematik zekam yok" diyemezsiniz bu yüzden, sadece matematikle yeterince ilgilenmediğiniz anlamına gelir bu.

Ayrıca bebeklerin tat alma duyusu çok kuvvetliymiş. Dışarıda 15 dakika beklemiş olan süt ile direkt kendisine verilen süt arasındaki tat farkını alabiliyorlarmış. Hocamızın anlattığı araştırmada, bebekler normal bir insanın fark edemediği ufacık tat değişikliğini hissedip 15 dakika dışarıda bırakılmış sütü içmeyi ağlayarak reddetmişler.

Hamilelere "bebeğinize hep klasik müzik dinletin" derler ya hani. Klasik müzikte çok fazla enstrüman kullanıldığı için, sesleri ayrıştırmaya ve algılamaya çalışan beyin fazladan çaba harcar. Bu da beynin gelişmesine yardımcı olur. Ben bir adım ileri gidip, sadece klasik müzik ile sınır çizilmemesini ve farklı enstrümanların kullanıldığı her müzik türünü dinletmeyi öneririm. Ayrıca müzik, büyülü bir şey. Bebeği huzurlu kılacaktır.

Ayıcık mı bebeği daha çok geliştirir sizce, lego/yapboz gibi parçalı zeka oyunları mı? Araştırmalara göre, ayıcık gibi oyuncaklar bebeğin yaratıcılığını geliştirirken, zeka oyunları ise bebeğin problem çözme becerisine yardımcı olmaktaymış.

Bebeğinizi asla "agıcık, bugucuk" diye anlamsız sevimli kelimelerle sevmeyin. Bir büyükle konuşur gibi, ona yanıtlar verin. Ona sürekli bir şeyler anlatın. Bu onun dil yeteneğinin daha hızlı gelişmesine yardımcı olacaktır.

Son olarak, annenin stresli bir hamilelik ve doğum yaşamaması gerek. Çocuğun anne karnında bu kadar güçlü hissedebildiğini düşünürsek, bir de eşiyle sürekli kavga eden, bunalımlı bir hamilelik geçiren, sürekli ağlayıp öfkelenen bir annenin karnındaki bebeğin yaşadıklarını hayal edin.

Bu bilgiler bilinçli aileler için tabii ki.

Not: Bir de ergenlikten bir bilgi vereyim. Ergenler aniden boy attıkları için beyin, vücudu kontrol güçlüğü çeker. Bu yüzden, bütün ergenler sakardır. Çocuklarınız ya da genç evlatlarınız mutfakta bardak kırdı diye kızmayın ya da onları azarlamayın sakın.

Salı, Aralık 07, 2010

Korkuyorum...


Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre, her insanın öncelikli ihtiyaçları bulunur. Alt basamaktan başlayarak tırmanırız yukarı, alt basamaklarda bir ihtiyacımız eksikse, tepeye varamaz ve dolayısıyla mutlu olamayız. Ülkeyi yönetenler ise bireyleri daha kolay yönetebilmek için en alttaki basamakları halkına sağlamaz veya eksik sağlar. Önemli ihtiyaçları doyurulmamış birey can havliyle yaşar, düşünemez, sorgulayamaz, eleştiremez.

Dışarı çıkmaya korkuyorum. Gece geç saatlerde hatta gündüz saatlerinde dışarıda olmaktan korkuyorum. Para sıkıntısı yaşayan biri tarafından soyulmaktan, cinsel ihtiyaçları doyurulmamış biri tarafından tacize ya da tecavüze uğramaktan, o gün kafası kıyak bir tinerci tarafından öldürülmekten korkuyorum. Heyhat, bir grup fanatik futbolsever tarafından, sırf onların sevmediği renklerde giyindim diye dövülmekten bile korkuyorum.

İnternet üzerinde, sokakta, işte, arkadaşlarıma politik ve dini görüşümü dile getirmekten korkuyorum. Dile getirdiğimde başıma geleceklerden korkuyorum. Fişlenmekten, atanamamaktan, Kpss'ye yine hile karışmasından, hak ettiğim yere gönderilememekten, hakkımın yine yenmesinden, emeğimin boşa gitmesinden korkuyorum. Sadece fikirlerimi dile getiriyorum diye sürülmekten, mesleğimden men edilmekten, aç kalmaktan, işsiz kalmaktan korkuyorum.

Dilediğim gibi ibadet etmekten korkuyorum. Oruç tutmamayı seçtiğim için, bir grup dinci tarafından sıkıştırılmaktan korkuyorum. Günün birinde çalıştığım işyerindeki yetkililerin hayata bakış açısı (politik görüş, inanç, tuttuğu takım) ölçüsünde giyinmedim diye, kurallara uygun giyindiğim halde kovulmaktan korkuyorum. Yalakalık yapmadan, dürüstçe yaşamanın imkansız olduğu ihtimalinden korkuyorum.

Bu dünyaya çocuk getirmeye korkuyorum. O kadar karikatürize bir cümle ki bu. Klişe belki, komikleşti hatta. Ama evet, korkuyorum. Kızım olursa onu nasıl koruyacağımı bilmiyorum, toplum baskısı ile ezilmesin istiyorum. Oğlum olursa onu her yere güvenle salamayacağım için benden ergen ruhuyla nefret etmesinden korkuyorum. Onlara, toplumun büyük bir kısmına dahil olmadan yaşamayı öğretememekten korkuyorum. "Çoğunluk söylüyorsa, doğrudur" diye düşünmelerinden korkuyorum. Çoğunluğun yanlış söylediğini anlayıp değişmeye çalıştıklarında ve karakterlerinden taviz vermeyecek hale geldiklerinde; kendilerinden olmayanları düşman sayanların attığı bir serseri kurşun ile can vermelerinden korkuyorum.

Hatalardan korkuyorum. Doktora gitmekten korkuyorum. Bilgisiz ve tecrübesiz bir doktorun sırf daha fazla para kazanmak uğruna yaptığı hatalı bir tedavi sonucu sakat kalmaktan korkuyorum. Oturduğum evi hilekar bir müteahhitin inşa ettiğinden, araba kullandığım otoyolu her şeyi yanlış hesaplamış bir mühendisin yaptığından ve aniden çöken beton altında ölüp gittiğimde arkamdan "Kader, kısmet, alınyazısı, Allah" denmesinden korkuyorum.

Şikayet edememekten korkuyorum. Kurbanların suçlu ilan edildiği, suçluların salıverildiği bu ülkede; beni gözetlemek için başıma dikilmiş gardiyanları kimin gözetleyeceğini bilememekten korkuyorum. Bir polisin tekmesiyle, beni durdurmak için kafama sıktığı kurşunla, işkence odasında sessizce ölüvermekten korkuyorum. Daha sonra bu adaletin sağlayıcılarını kime şikayet edeceğimi bilememekten korkuyorum. Onların korunmasından, benim susturulmamdan korkuyorum.

Faili meçhul olmaktan, cesedimin bulunamamasından, bir mezarımın bile olmamasından korkuyorum.

Bu listenin daha da uzamasından korkuyorum.

Gördüğünüz üzere, bende güvenlik ihtiyaçları basamağı eksik.