Cuma, Aralık 26, 2008

Çarşamba, Aralık 10, 2008

Bir Dost Kaybettim...

Yazı kesinlikle linkteki parça ile beraber okunmalıdır: The Fray

Link çalışmıyorsa Youtube linki: The Fray

Nerede hata yaptım? Belki de düzeltebilirdim. Son gece eve erken dönmeseydim de beraber bir film izleseydik sabaha dek. O sabah cafeden kalkmasaydım da bir fincan kahve daha içme isteğini reddetmeseydim. Keşke o aradığında meşgule düşürmeseydim telefonu, sevdiğim diziyi izlerken. Keşke çağırdığında gözümde büyüyen mesafe yüzünden vazgeçmeseydim evine gitmekten. Bağırmasaydım ona kötü geçen günümün ardından canımı sıktığında. Kızmasaydım kitabımı geri verdiğinde kapaktaki yırtık için. Benim yanımda olmak istediği her an yanında olsaydım. Kolay değil, bir dost kaybettim.

Yolda karşılaştık. Yüreğimden kuşlar uçuştu adeta. Gittim yanına, eski gülümsemeyi aradım dudaklarında. Bir an kim olduğumu anımsamamış gibi baktı gözlerime. Sonra yarım bir merhaba, çeyrek bir çay daveti. Kibarlık sosuna bulandırılmış bir muhabbet. Oysa bana en mahrem anılarını anlattığı zamanları anımsıyorum, aristokrat sözcüklerden uzak.

Oturduk konuştuk. Dargın değil onu boşladığım anlar için. Aksine, darılacak kadar bile önemsemiyor beni. Sadece unutulmuş olanlar arasından çıkıp gelmiş bir anı gibi bakıyor bana. Oysa bana sarılıp "İyi ki varsın" dediğini anımsıyorum yıllar önce. Şimdi yaşamıyorum bile onun için. Sokaktaki bir yabancı kadar değerim. Kolay değil, bir dost kaybettim.

Öyle konuştu ki benimle, yaşanılan onca anı sanki benim rüyamdı. Hiç yaşanmamıştı. Hayır, o hatırlamıyordu, aklından silmişti, beraber sarılarak gördüğümüz düşten uyanmıştı. Olmamıştı hiç omzumda ağlamaları, olmamıştı hiç beni güldürdüğü anlar, olmamıştı düştüğümde el uzatmaları. Hiç olmamıştı o piknik, hiç olmamıştı o sinema, hiç olmamıştı akşam yemeği, hiçbiri olmamıştı.

Kalktık masadan ve yine görüşmeyi ümit ettik. Elimi yine omzuna koyabilmeyi diledim, çok içten diledim. Yine eskisi gibi evine davet etmesini diledim, halının üzerine oturup film seçerdik. Onun istediği olurdu bu kez. En azından bırakabilseydi de sarılabilseydim son defa? Tokalaşırken buz gibiydi eli ve avuçlarımın arasında kalan son dostluk kırıntılarını eziyormuşçasına sıkıyordu elimi. Aklından burada, onun karşısında ne aradığım sorusu geçiyordu o an.

Cafeden ayrılıp yola çıktığımızda birimiz sola, birimiz sağa döndük. Eskiden farklı yönlerde de yürüsek her daim aynı yolda olduğumuzu bilirdim. Aynı yolda bile değiliz artık. Keşke nasıl hoşçakal diyebileceğimi bilseydim. Bir zamanlar nefesinden yakın gördüğü biri ile iki yabancı haline dönmüşse insan, bir yabancı gibi mi uğurlamalıdır onu?

Bilmiyorum nasıl veda edeceğimi. El salladım arkasından ama elim havada kaldı. Sarılmayı isterdim, izin vereceğini bilseydim. Gerçi tokalaşmaya bile razıyım. Çünkü bugün, bugüne ait dostlarının omzunda rahatsız bir tahta yatak içinde uzaklaştı, dünkü dostu olan bana sırtını dönmüşcesine. Gidemedim uğurlamaya. Üzerine toprak bile atamadım, beni bir yabancı olarak düşündüğünden çekinerek.

Acıtıyor içimi. Kolay değil, çok zor bir dost kaybetmek.
Dost iken değil, bir yabancıyken onu yitirmek daha da zor.

Perşembe, Aralık 04, 2008

Çingene...

Yazı kesinlikle müzik ile beraber okunmalıdır: Sanchez

Adam tıngırdatıyor gitarını. Kendi halinde eğleniyor gibi görünüyor, sanki etrafındaki her şeyi unutmuş. Ama aslında bir cerrah kadar dikkatli. Gitarın nazlanarak çıkardığı sesleri titizlikle kontrol ediyor. Zira her şey mükemmel olmalı. Sahne kusursuz, müzik kusursuz, dans kusursuz...
Kadın kusursuz.

Sımsıkı topuz yaptığı kömür siyahı saçlarının arasına taktığı kankırmızı gülü, atan bir yürek kadar canlı. Gül ile aynı renkteki elbisesini pahalı bir kürk gibi taşıyor üzerinde. Hareketsiz duruyor kadın. Ömrü boyunca attığı her adımda bir nota kendisine eşlik etmiş sanki, bu yüzden müziksiz hareket edemezmiş gibi bekliyor. Kaşları çatık. Az sonra sergileyeceği gösteriye layık bir müzik bekler gibi bakıyor çalgıcıya.

Adam kadına bakıyor. Kadının gözlerindeki alaycılık ve küçümsemeyi görüyor, meydan okumaya sararmış dişleriyle gülümseyerek karşılık veriyor. Birazdan bu soylu bir kraliçe gibi görünen, kana bulanmış bir tanrıça gibi yükselen kadın kendi müziğiyle sahnede süt dökmüş kedi yavrusuna dönecek. Ele geçirecek ateşini, yön verecek kıvraklığına, "Kadınımsın sen!" diyecek, emredecek "Dans et!" diye ve esmer kadın, müzik durmasını emredene dek cayır cayır yanacak dans pistinde.

Kadın topuklarını sertçe yere vuruyor. Tak!

Müzik başlıyor. Gitar nazlanmıyor artık. Kadın tutuyor uzun eteğinin ucundan ve bacakları ortaya çıkıncaya dek kaldırıyor kıyafetini. Kadının ayağındaki yüksek topuklu ayakkabılar, eteğin bir sinema perdesi gibi açıldığını ve artık gözlerin onlar üzerinde olduğunu hissediyorlar adeta. Başlıyorlar sahnedeki tahtayı delmek istercesine sertçe yeri tokmaklamaya!

Çingene kadın alev alıyor.

Kadın, gitarın melodisinin esiri artık. Ayağında büyülü dans ayakkabıları, sonsuza dek dans edecek. Savuruyor fırfırlı eteğini; etek muzipçe açılıyor ama asla izin vermiyor dizlerden yukarısının görünmesine. Dalga geçiyor izleyenlerle. Kadın gerdan kırıyor, topuklarını hızla yere vuruyor, kabarık eteğinin uçlarını dağıtıyor, müzikle beraber dalgalanıyor. Gitarın ritmi, sesi, vurguları kendisine yeterli gelmiyormuşcasına yeniden indiriyor ayakkabısının topuğunu sahnenin üzerine. Tak Tak! Şahlanmak isteyen bir kısrağın gemini koparmaya çalışırken olduğu yerde tepinmesi gibi; kadın yere bir daha, bir daha, bir daha vuruyor ayakkabısıyla! Yüzündeki ciddi ifadeyi asla bozmuyor, müzikten yayılan İspanyol sıcaklığına inat. Ancak bedeni, dansı, hareketleri müzikten bile sıcak, İspanya'dan bile dişi. İzleyenleri bir yandan kavurup kurutuyor, bir yandan Temmuz güneşi altında saatlerce bekletmişcesine terletiyor.

Tak! Tak!

Adam çingenenin kendinden geçercesine dans etmesinden etkileniyor, çalarken tellere ve gitarın gövdesine avuç içiyle çakarak ritmi güçlendiriyor iyice. Sonlara doğru müzik giderek hızlanıyor, sahne ortasındaki ateş parçası da öyle. Çalgıcı, kadını pes ettirmek istercesine gösteriyor tüm hünerlerini, döküyor eteklerindeki tüm taşları, hayatının en iyi performansını sunuyor elleri. Dansçı kadın dişleriyle, tırnaklarıyla kavramış dans pistini; pes eder mi kolayca? Nitekim berabere bitiyor bu maç, müzik son hamlesini yaparken kadın son adımını atıyor sahnede ve çalgıcıya bakıyor. Pembeleşmiş yanaklarına ve nefes nefese kaldığı için hızla inip çıkan göğsüne rağmen zaferini ilan ediyor küstah bir bakışla.

Çalgıcı adam seve seve kabul ediyor yenilgiyi ve kurumuş boğazını serinletmek adına küçücük bardağındaki tekilayı fondipliyor.


Müziği indirmek için tıkla: