Perşembe, Haziran 25, 2009
Çarşamba, Haziran 24, 2009
Aileme Rağmen...
Geçen gün bir sitede el yazımın analizini yaptım. Çıkan sonuçlardan biri "Ailen sana karşı mesafeli...ya da Kanada'dalar" idi. Alt tarafı bir test belki ama evet, bu konuda haklı. Annemle her ne kadar heeeer şeyimi paylaştığımı düşünsem ve paylaşmak istesem de, o benim iç dünyama dair hiçbir şey bilmiyor. Hani şu Facebook'taki "Beni ne kadar iyi tanıyorsunuz?" testini anneme çözdürsem, %20 falan alır sanırım. Babam %10 alırsa ne ala. Düşünün, arkadaşlarım beni ailemden daha iyi tanıyor.Ailemden kendini saklayan ergen genç tribinde de değilim. Annem bana "Sen kimsin Aslı?" diye sorsa, ona sayfalarca şey anlatırım. Hatta sormasa da yanına gidip "Anne, sana kendimden bahsetmek istiyorum" diyebilecek biriyim ama annem beni hiç merak etmiyor. İtiraf etmem gerekirse, beni korumak amacıyla yaptığı ağız aramalarından başka bana dair hiçbir şey öğrenmek istemiyor. Peki bana neden herkes Çağlayan diye sesleniyor anne? Ne garip, nüfus cüzdanımda "Aslı" yazıyor halbuki!
Zamanında Todza Savaşçıları'nda yaptıklarım, Leviathan'a döktürdüklerim, Oyungezer ve Level forumlarındaki yaşamım, yaptığım ejderha çizimleri başkalarını cezbetse de; ne yazık ki ailem için hiçbir şey ifade etmiyor. Sürekli "Aslı bilgisayar başında vakit öldürüyor. Ne kadar kötü" diye düşünüyorlar. Belki de "Get a life!" diye düşünüyorlardır hakkımda. İyi de ben internetin olumlu yanlarını gören, iyi ile kötüyü ayırt edebilen ve zararlı kısmından kendimi koruyabilen olgunlukta biriyim. Şu ana dek bulaştığım internet sayfalarının hiçbiri, altını çiziyorum, hiçbiri, bana zarar verecek içeriğe sahip değildi. Aksine bana daima olumlu şeyler kattı. Bu blog okunuyorsa insanlar tarafından ve yazdıklarıma saygı duyuluyorsa, bilin ki internet sitelerinin bana kattığı artılar sayesinde olmuştur. Üzülerek söylüyorum, bu yeteneğimi geliştirmemde ailemin bana kattığı hiçbir şey yoktur.
Bir de o kadar küçümsüyorlar ki beni, bazen çıldıracak gibi oluyorum. Baba biliyor musun, 15 bin kişilik bir forumda moderatörüm ben. Biliyorum, sana hiçbir şey ifade etmiyor. Anne, biliyor musun Leviathan'a her gün 100 farklı kişi ziyarete geliyor ve yazılarımı severek okuyorlar. Biliyorum, oraya bir şeyler yazmakla vakit kaybedeceğime gidip bir iş bulup para kazanmalıyım. Baba, ben öğretmen olmayacağım çünkü halkla ilişkiler düşünüyorum. Biliyorum, ben halkla ilişkiler gibi bir mesleği hayatta beceremem. Gideyim altın bileziğimi koluma geçireyim, öğretmen olayım. Anca o elimden gelir. Anne, beni nasıl görüyorsun? Biliyorum, elimden ev işi gelmediği için beş para etmez bir kızım. Ev işi yapabilen ama beyni boş bir kız olsam, altın evlat olacağım senin gözünde.
Bu yazıyı okuyan ve günün birinde ebeveyn olacak herkese sadece tek bir şey söyleyeceğim. Çocuğunuzla gurur duymak istiyorsanız ona inanın biraz. Yoksa günün birinde çok iyi yerlere geldiklerinde sizin yüzünüze "Senin sayende" değil, "Sana rağmen" diyebilirler.
Gönderen
Asli "Çağlayan" Bingöl
Tarih:
6/24/2009 05:57:00 PM
18
yorum
Pazartesi, Haziran 22, 2009
Çarşamba, Haziran 17, 2009
Dışarısı...
Benmerkezcil yaklaşırsam olaya, ileride bu tür kışkırtmalar yaşadığımda yine susmam mı gerekir, tehdit edildiğimde ne yaparım, sokakta kendimi nasıl koruyacağım? Silah mı taşıyayım, karete mi öğreneyim, laflarla karşımdakini sindirmeye mi çalışayım? Hakkımı nasıl savunacağım, bunun politik bir yolu var mıdır? Ha sokaktaki 10 yaşında çocuk, ha okuldaki çete elemanı, ha hakkımı yiyen devletin polisi, ha günün birinde karşımda belirecek mafya adayı. "Çamurlu yerlerde dolaşmazsan üstüne çamur sıçramaz" derler. En güvenli yerde bile sıçrayabiliyorsa bu üzerimize, Türkiye bataklığa batmış demektir. Paralısı parasızı, kültürlüsü kültürsüzü, dışarısı saldırganlarla dolu. Soru yine geliyor: Nasıl hayatta kalabiliriz? Ezilmeden, hakkımızı yedirtmeden, bir falçata ile biçilmeden?
Gönderen
Asli "Çağlayan" Bingöl
Tarih:
6/17/2009 05:39:00 PM
8
yorum
İçecek Sorunsalı...
Not: Hava sıcak, ilham perisi tatile gitmiş. Leviathan o yüzden ıssız biraz. Ama bu aralar daha fazla yazı gelebilir.
Gönderen
Asli "Çağlayan" Bingöl
Tarih:
6/17/2009 05:10:00 PM
5
yorum
Salı, Haziran 09, 2009
Yine
umudumu kaybetmek için henüz çok
erken, önümde daha uzun bir yaşam var.
yarım bıraktığım işlerimi
tamamlamak istiyorum.
şu anda hayallerimin
peşinden gidiyor olmalıydım.
ama bu dolambaçlı dar
yol insanı tökezletiyor.
"o zamanlara" dönmek
istiyor filan değilim,
sadece kaybettiğim o
gökyüzünü arıyorum o kadar.
bu beyaz deftere yazdığım gibi,
gerçek duygularımı da daha
fazla açıklamak istiyorum.
kaçmak istediğin şey nedir?
"gerçek" denilen şu şey mi?
gerçekleştirmek için
yaşadığım arzularım,
bende çığlık atma istediği
uyandırıyor, duyabiliyor musun?
etrafımdakilerin güvenliğini
sağlayamadığım için,
gidecek bir yerim dahi yok.
iyiliğe karşı hep minnet duyduğum için,
güçlü olmak istiyorum. (yola çıktım)
bana çok nostaljik gelen,
bu acıyı da kabul edip ağırlayacağım.
Yui - Again
Gönderen
Asli "Çağlayan" Bingöl
Tarih:
6/09/2009 02:26:00 AM
2
yorum
Çarşamba, Haziran 03, 2009
Randajad...
Böyle işte,
Bir günden diğerine ilerlerler
Böylelikle
Bir yaşamdan diğerine ilerlerler
Böylelikle
Görünmez bir yol çizilir önlerinde
Risk almaya cesaret edene kadar.
Bir günden diğerine gezinirler
Bir hayattan diğerine
Görünmez bir yol örer
Bekler, sen cesaret edene dek.
Gönderen
Asli "Çağlayan" Bingöl
Tarih:
6/03/2009 11:19:00 PM
0
yorum
Salı, Haziran 02, 2009
Kindar...
Kullananı daha sağlıklı yapacaklarını söyleyen, gün boyunca almamız gereken tüm vitamin ve mineralleri barındırdığını iddia eden, tuhaf kokulu haplar...
Onları içtiğimde gün boyunca kötü beslenme sebebiyle bedenime yaptığım zararı telafi ettiğini sanmama yol açan ilaçlar...
Bu illüzyonu o haplar yaratıyor zaten.
Aslında derim saydam olsaydı ve iç organlarımı görebilseydim, o hapları kullanmak yerine beslenmeme dikkat etmeyi mi seçerdim, bilmiyorum.
Öte yandan hapların placebo etkisi yapmadığını ve gerçekten işe yaradığını da görebilirdim belki.
"Bak, ilaçları kullanmaya başladığımdan beridir pankreasım ışıldıyor ve akciğerim eskisinden daha ak."
Bugün kahvaltımı yine aynı şekilde yaptım.
Peynir ve çay.
Hayır, sadece bu ikisi.
Biraz da şeker tabi, çay için.
Evde peynir olmadığı zamanlar kahvaltı yapamıyorum. Çay tek başına doyurmuyor.
O zamanlar için de kahve var, sütlü lütfen.
Televizyonda dişlerimi 360 derece temizleyeceğini söyleyen diş macunu varken, dişlerimin sararmasından endişelenmiyorum.
Belki midem sararıyordur. Neyse ki göremiyorum.
Yaşasın saydam olmayan bedenimiz!
Gençlik çok acımasız.
Hayır, yeni nesilden bahsetmiyorum. Çocukluktan yetişkinliğe dek süren zaman aralığı söz konusu.
"God mode" olduğumuzun farkında değiliz.
Bedenime ne kadar kötü davranırsam davranayım, hiç umursamıyor.
Umursamıyor gibi görünüyor, büyük ihtimalle.
"Bu yapılmayan kahvaltıların, uykusuz geçen gecelerin, akşam yemeği yerine içilen kahvelerin hesabını 10 yıl sonra alacağım senden." diyor olabilir.
Belki de kindardır bedenimiz.
Belki de kindardır gençlik.
Orta yaşlı olduğumuzda boğazımızı sıkıp bizden hesap soracak.
Yemek borumuza geçirecek tırnaklarını.
Ve avuç avuç yuttuğumuz hapları kusacağız mide özsuyuyla beraber.
Gönderen
Asli "Çağlayan" Bingöl
Tarih:
6/02/2009 12:51:00 PM
3
yorum



